(4721 S. K. m .2, 3) (818 S. K. m. 32, 390/2)
Davacılar tarafından, davalılar aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacılar, kardeşleri olan davalılardan Hüseyin'e resmi dairelerdeki işleri takip etmesi için vekalet verdiklerini, ancak davalı Hüseyin'in 832 parselde kayıtlı taşınmazı kayın biraderi olan diğer davalı Adem' e satım gibi tapuda devrettiğini, taşınmazı halen Hüseyin'in kullanmaya devam ettiğini ileri sürerek, muvazaalı işlemle devredilen tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini, olmazsa taşınmazın değerine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, vekaletnamedeki satış yetkisi kullanılarak tapudaki tasarruf işleminin gerçekleştirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak yapılan soruşturma hükme yeterli olmadığı gibi mahkemenin değerlendirmesinin de yasal olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir. hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa i. veya yapılan işlem dışı temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan ve kil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır. Vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun 'un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca öncelikle çekişme konusu temliki tasarrufa ilişkin resmi sözleşme (akit tablosu) örneğinin ilgili tapu sicil müdürlüğünden getirtilmesi, daha sonra yukarıda açıklanan ilkeleri karşılar kapsamda soruşturma yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir, kabulüyle hükmün HUMK. 'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.02.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy