(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 18, 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar, çekişmeli taşınmaz miras bırakanlarına aitken, 26.5.1995 tarihinde resmi vasiyetname ile davalıya bırakıldığını, bilahare satış suretiyle yine davalıya temlik edildiğini, işlemin gerçek satış olmayıp mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olduğunu bildirip, iptal, tesçil isteğinde bulunmuşlardır. Mahkemece, miras bırakanın sağlığında yapmış olduğu tasarruf işlemlerine ilişkin ölümünden sonra muvazaa iddiası ile mirasçılar arasında tapu iptal, tesçil davası açılamayacağı, işlemin miras hukukuna yönelik bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İddianın içeriğine ve ileriye sürülüş biçimine göre davada Borçlar Yasasının 18.maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekirki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, iddianın yukardaki ilkeler uyarınca incelenmesi, bu yönde yanların bildirecekleri tüm delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 4.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy