(4721 S. K. m. 722) (YHGK. 20.3.1996 T. 1996/1-40 E. 1996/177 K.)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi yıkım davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, mülkiyeti hazineye ait 2252 parsel sayılı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Mahkeme elatmanın önlenmesine ilişkin isteğin kabulüne; yıkıma yönelik davanın ise reddine karar vermiştir.
Dosyaya getirtilen kayıt ve belgelerden 2252 parsel sayılı taşınmazın kadastroca Hatice adına tespit gördüğü, ondan davalının satın alıp buraya yapılandığı; ne varki; daha sonra 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca gerçekleştirilen nitelik yitirmeden ötürü orman tahdit dışına çıkarma işlemi ile bu parselin öncesinin orman olduğunun saptandığı ve tahdit dışına çıkarılan 1836 m2'lik yerin davacı Hazine adına tapuya kaydedildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; bu taşınmazın öncesinin orman vasfıyla kamu malı olarak belirlenmiş olması kadastral tespitle özel mülk olarak sicile geçen ve sonradan iptal edilen 2252 parseldeki yapılanmayı haklı ve geçerli kılmadığı gibi yapılan kişiyi de iyiniyetli duruma sokamaz.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun 722/2 maddesinde; (..Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşın zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.) hükmüne yer verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, yasada "yıkımda aşırı zarar kavramı" tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de (sübjektif olarak) değerlendirilmesi ve hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in (yıkımın) fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. (HGK. 20.3.1996 tarih, 1996/1 esas, 1996/177 karar, 24.4.1996 tarih, 1996/1-154).
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ve olgular gözetilerek yıkıma da karar verilmesi gerekirken, anılan isteğin reddedilmesi isabetsizdir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) 4.2.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy