(1086 S. K. m. 83, 87, 88, 89) (818 S. K. m. 28/1)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı oğlu Mustafa E.'in kendisini kandırarak 1250 ve 1197 parsel sayılı taşınmazlar hakkında satış şeklinde işlem yaptırdığını; yaşlı ve cahil olduğunu ileri sürmüş; hile nedeniyle iptal ve adına tesçil istemiştir.Yargılama sırasında davacının ölmesi üzerine onun külli halefi olan mirasçıları, 7.6.2001 tarihli ıslah dilekçelerini vermişlerdir.Anılan dilekçe bir bütün olarak değerlendirildiğinde mirastan mal kaçırılmak amacıyla tapuda miras bırakan tarafından muvazaalı devir yapıldığı hukuki sebebine dayanıldığı sonucuna varılmaktadır.Bilindiği ve 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme kararında ifade edildiği üzere, bu tür bir iddia haksız fiil esasına dayandığı gibi, mirasçılarada haksız fiile uğrayan 3.kişiler sıfatı ile dava ve talepte bulunabilme olanağını sağlar.
Hemen belirtilmelidirki, dava tamamen ( kamilen ) ıslah edilebilir ( HUMK.nun md.83, 88, 89 ). Davanın tamamında ıslah yoluna, dava dilekçesinden ( dava dilekçesi dahil ) itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için gidilir. ( HUMK.nun md.87 ) Bu tür bir ıslah ile, davalının muvafakatına gerek olmaksızın talep sonucu değiştirilebileceği; dava sebepleri de ( dayanak olarak gösterilen vakıalarda ) değiştirilebilir.Öte yandan davayı tamamen ıslah edebilecek olan davacıdır. ( Karşılık dava var ise onun davacısıdır ) Davacı yargılama sırasında ölmüş ve onun külli halefi olarak mirasçıları yargılamayı sürdürmüşlerse onlarında ( mirasçılarında ) anılan usulü olanağı kullanabilecekleri kuşkusuzdur.Ancak bu suretle yapılan ıslahın hukuki sonuç doğurabilmesi için davayı açan davacının dayandığı hukuki sebeplerin çerçevesinde kalınarak, onun hakkına bağlantı kurulup külli halefi sıfatıda gözardı edilmeksizin hareket edilmesi zorunludur.Diğer bir deyişle mirasçılar kendi şahısları için yargılama sırasında ortaya çıkan bir hukuki sebebi ıslah yolu ile ileri süremezler. Öyle ise, 7.6.2001 tarihli dilekçe ile yapılan ıslahın geçerli bir ıslah olduğunu söyleyebilmek olanağı yoktur.Bu durumda dava dilekçesindeki iddia ve hukuki sebep ( hile ) dikkate alınarak inceleme ve araştırmanın yapılması gerekir.
Bilindiği üzere; hile,genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya,özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak,veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz.Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili ( makable Şamil ) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan,hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir.Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade
açıklaması, defi yahut dava yoluylada kullanılabilir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgular doğrultusunda toplanan ve toplanacak delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın reddi doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 31.1.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy