(4721 S. K. m. 995)
Dava: Davacı, dava konusu 30 parselin 1/2 payın sahibi olduğu halde haksız olarak davalı tarafından taşınmazın tümünün kullanıldığını, kendisinin kullanımının engellendiğini, bu nedenle payına elatmanın önlenilmesi ile toplam 801.750.000 TL. sı ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ise dava konusu yeri davacı murisinden harici satış senedi ile satın aldığını, bu nedenle kullandığını, iyiniyetli olduğunu ileri sürüp davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının taşınmazı harici senetle aldığı tarihte tapulu olduğu, bunun üzerine davalı tarafından tapu iptali ve tescil davası açıldığı, bu davanın reddedilip kesinleştiği, bu durumda davalının iyiniyetli de sayılamayacağı ve halen de taşınmazı kullandığı gerekçesi ile elatmanın önlenmesi davasının davacının payı oranında ecrimisil davasının ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 27.1.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Süleyman Menekşe geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vs. vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Hüseyin Çelik tarafından düzenlenen rapor okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının çekişmeli parselde paydaş olduğu, davalının ise taşınmazda kayden bir ilgisinin bulunmadığı;harici satın alma iddiasına dayılı açtığı davanın redle sonuçlanıp kesinleştiği, bu suretle taşınmazı haksız olarak işgalinde bulundurduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki, davalının kadastro öncesinde davacıların kök miras bırakan İsmail ile aralarında düzenlenen 19.4.1991 tarihli olup aksi iddia edilmeyen harici satış senedine dayalı olarak taşınmazı elinde bulundurduğu da sabittir.
Hal böyle olunca, Medeni Kanunun 995. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak harici satış bedeli üzerinde hapis hakkı tanımak suretiyle elatmanın önlenmesinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan, yasal dayanağı bulunmadığı halde davacı yararına takdir edilen avukatlık parası uyarınca KDV ilavesi de isabetsizdir. Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.1.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy