(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazlarda sınır komşusu olduğu davalının, sınırda bulunan ağaçlarının zarar verdiğini 2002/27 değişik iş sayılı Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında tespit edildiğini ileri sürerek meşe ağaçlarının kesilmesi isteğinde bulunmuştur. Davalı, meşe ağaçlarının kuturunun 200 cm, 180cm, 150cm, 120cm olup tarihi ağaçlar olduklarını, 4 adet meşe ağacını da kestiğini belirterek; davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, meşe ağaçlarının kuturuna göre yaşlarının 80-90 veya daha fazla olup, davacının bunları görerek evini ve bahçesini yaptığı, ağaçların hayatiyetini kaybetmeyecek ve zararı önleyecek şekilde budama yapılarak davacıya verilen zararın önlenmesinin hakkaniyete uygun alacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sevinç Türközmenin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insalcıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince mahkemece yukarıda değinildiği anlamda gerek zararın tesbiti, gerekse bunun giderimi bakımından yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmadığı gibi ne şekilde infaz edileceği belirsiz ve hakimin özel bilgisine dayalı olarak hüküm kurulduğu da anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda ifade edildiği şekilde soruşturmanın tamamlanması, zararın giderim biçimi bakımından konunun uzman kişilerden infaza elverişli rapor alınması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Davacı vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy