(1086 S. K. m. 237)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı hazine, Besni Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/52-48 sayılı dosyasında dava konusu yapılan taşınmazın adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın Besni Asliye hukuk Mahkemesinin 1999/190-2000/74 esas sayılı ve 23.3.2000 tarihli kararı ile tescil edildiği, o davada hazinenin taraf olup, davanın kabul edildiği, kesinleştiği, davacı aleyhine kesin hüküm bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Hüseyin Çelik´in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine, Besni Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/52-48 sayı dosyasında dava konusu yapılan taşınmazın adına tescilini istemiştir.
Davalı ise taşınmazın hükmen adına tescil edildiğini, tescil davasında davacı hazinenin taraf olduğunu, onun hakkında kesinleştiğini, kesin hüküm bulunduğunu savunup davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın Besni Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.3.2000 tarih ve 1999/190-2000/74 sayılı kararıyla davalı adına tescil edildiği, o davada hazinenin de taraf olduğu kararın kesinleştiği, kesin hüküm bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikata) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıylada kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüylede kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar.
Somut olayda; kesin hükme konu yapılan taşınmazın dava konusu tescili istenen taşınmazla aynı yer olup olmadığı hususunda taşınmazın başında uygulama ve araştırma yapılmamıştır. Bu durumda kesin hükmün dava konusu tescili istenen taşınmaz veya başka dava dışı taşınmaza ait olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, tescili istenen taşınmazın başında uygulama yapılması kesinleşen, yukarda tarih ve sayısı yazılı olan mahkeme kararının yerel bilirkişiler ve Harita Mühendisleri veya fen memurları yardımı ile dava konusu taşınmaza uygulanması, uygulamayı gösteren kesinleşmiş mahkeme kararı ve ekindeki tescil krokisinin mahalline uygulanmasını gösteren rapor ve kroki alınması, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Tüm yukarda açıklanan hususlara uyulmadan uygulama ve araştırma yapmadan yanılgılı değerlendirme ve gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Davacı Hazinenin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile kararın açıklanan nedenlerle HUMK.´nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy