(1086 S. K. m. 428)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki bulunduğu 582 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydında bulunan 6831 Sayılı Yasa gereğince orman sınırı içerisinde kalmıştır şerhinin iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın maki tefrik komisyonunca orman dışarısına çıkartılarak toprak tevzii komisyonunca dağıtıldığı gerekçesiyle davanın kabulü de şerhin iptaline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Uğur Ş.'ün raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Dava çelişmeli taşınmaz çap kaydı üzerinde bulunan şerhin kaldırılması isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine toplanan delillere göre, 582 parselinde bulunduğu yörede 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidinde anılan taşınmazın tahdit içerisinde bırakıldığı, 1952 yılında aynı yerde yapılan maki tefrik işlemiyle çekişmeli yerin makilik alanda kaldığı, yerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 12.12.2002 tarihli bilirkişi raporu ve eki krokisinden 582 parselin B ile işaretli kısmının % 30-35 meyilinde toprak ve su muhafaza karakteri taşıyan bir yapıya sahip olduğu, bu haliyle taşınmazın koruma makiliği niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan çekişmeli taşınmazın 14.2.1952 tarih 395 nolu olup 4753 sayılı yasaya göre tevziiye tabi tutulmak üzere hazine adına tescil edilip ifrazen tevziiye tabi tutulan yerlerden bulunduğu da anlaşılmaktadır.
Gerçekten 22.03.1966 tarih 5/1 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğince makilik alanlarda özel yasa hükümlerine göre oluşturulan tapulara değer verileceği tartışmasızdır.
Ne var ki, anılan İnançları Birleştirme Kararının orman niteliği koruyan koruma makiliği alanlarına uygulama yeri bulunmadığı da tartışmasızdır.
Çekişmeli 582 parselin B ile işaretli bölümünün yukarıda ifade edilen koruma makiliği niteliği gözönünde bulundurulduğunda davalı adına oluşan tevzii tapusunun bu bölüm içerisinde kalan kısmına değer verilmesine olanak yoktur.
Hal böyle olunca, 12.12.2002 tarihli bilirkişi raporu eki krokisinde B ile işaretli bölüm bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalı vekilinin temyiz itirazları doğrudur. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy