(818 S. K. m. 28, 30) (HGK 11.04.1990 T. 1990/1-152 E. 1990/236 K.)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, hile ve ikrah nedenlerine tutunarak davalı adına olan kaydın iptali ve adına tescilini istemiştir.
Davalılar, iddianın reddini savunmuşlardır.
Müdahil taşınmazı kayda güvenerek satın aldığını ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 6.5.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat A. Güngör ile temyiz edilen Hazine vekili Avukat U. Sarp geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edilenler ve vekili avukat gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Satılmış A. tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile ve ikrah hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden davanın sebebi dikkate alındığında, davalılardan Tapu Sicil müdürlüğüne izafeten hazine hakkındaki davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Bilindiği üzere, hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. Borçlar Kanunun 30. maddelerinde belirtildiği üzere ikrahtan söz edilebilmesi için tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, ikraha maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir. Hemen belirtmek gerekir ki iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim ayni bir istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tesçil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, davada birbiriyle bağdaştığı sürece, birden ziyade hukuki sebebin ileri sürülmesinde ve mahkemece bunların inceleme ve araştırma konusu yapılmasında yasal bir engel yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.4.1990 tarih ve 1990/1-152-236 esas ve karar sayılı inancı da bu yoldadır. Öyle ise, davada ileri sürülen hile (kandırma) ile ikrah (zor kullanma) sebeplerinin birlikte ileri sürülerek dava sebebi yapılmasında bir usulsüzlük ve yasaya aykırılık yoktur. Öte yandan, yukarıda açıklandığı üzere, hile ve ikrah sebeplerine dayanılan iddiaların tanık dahil her türlü delille ispatlanması mümkündür. Buna karşın, mahkemece, yanların bildirdikleri tanıklarının dinlenmediği gibi ikraha dayalı Cumhuriyet Savcılığına yapılan başvuru ve Asliye Ceza Mahkemesindeki dava dosyası da incelenmeden karar verilmiştir. Eksik soruşturmayla hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, tanıklarının dinlenmesi, Ankara Cumhuriyet Savcılığının 2002/68221 hazırlık evrakı ile Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/1207 esasta kayıtlı dava dosyasının mercilerinden getirtilerek incelenmesi, gerektiğinde bu dosyalardan onaylı okunaklı fotokopilerin alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hayat tecrübelerinden ve özel bilgilerden bahisle hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy