(4721 S. K. m. 2, 1023, 1024) (3402 S. K. m. 1)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 71 parselde bulunan D Blok 13 nolu bağımsız bölümü Bengül G. satın aldığını, Bengül G.'ün davalılardan Şahin K.'e olan borcu nedeniyle muvazaalı yapılan icra takibi sonucunda taşınmazın danışıklı olarak davalı Yusuf D.a, bundan da şu anki maliki davalı Uğur D.'e satıldığını ileri sürüp tapunun iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Uğur D., iyi niyetli olduğunu tapuya güvenerek taşınmazı satın aldığını, iddialardan haberi olmadığını, davalı Yusuf D., taşınmazı icradan ihaleyle aldığını, iyi niyetli olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuşlar, davalı Bengül G. davayı kabul etmiş, davalı Şahin K. tebligata rağmen duruşmaları takip etmemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar Uğur D. ve Yusuf D. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı 22.7.1996 tarihinde satış yoluyla edindiği taşınmazın bayiinin borcundan dolayı icra yoluyla satışının usulsüz olduğunu ileri sürerek tapu iptal-tescil isteğinde bulunmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dosya içerisinde bulunan Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/98 esas 2001/32 karar sayılı kesinleşmiş ilamı kapsamından, davacının taşınmazı satın aldığı Bengür G. hakkında Şahin K.'in yaptığı icra takibinin usulsüz olarak kesinleştirildiği, bulunmayan bir borçtan dolayı yapılan ve kesinleştirilen takip sonucu taşınmazların 3. kişilere intikal ettirildiği anlaşılmaktadır. Takibin usulsüzlüğü satışın sahte işlemlere dayalı bulunduğu yukarıda değinilen kesinleşen mahkeme ilamı ile sabittir.
Ne var ki, icra satışından edinen Yusuf ile taşınmazı ondan satın alan Uğur iyiniyet savunmasında bulunmuşlar ise de mahkemece bu savunma üzerinde yeterince durulmamış, iyiniyet savunması bakımından kendilerini bağlamayan Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı gerekçe gösterilmek suretiyle bu savunma inceleme dışı tutulmuştur.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş tir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M. K.nun 1023.maddesinde aynen " tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre " bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, davalılar Yusuf ve Uğur bakımından yukarda belirtilen ilke ve olguları kapsar biçimde araştırma yapılması, tarafların bu konudaki delillerinin sorulması, bildirilenlerin toplanması ve toplanan tüm deliller irdelenmek suretiyle karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 24.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy