(4721 S. K. m. 2, 988, 989, 1023, 1024)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı çekişmeli 1 parselin 181/1656 payının maliki iken izaleyi şuyu davası açıldığını, kendisine tebligat yapılmadan satışa karar verildiğini, taşınmazın İcra Müdürlüğü vasıtası ile paydaş M. Tevfik Ü.'ya satışının yapıldığını, onun da aynı gün davalılara düşük bedelle satıp devir ettiğini, kendisinin soy ismi Aksoyoğlu olduğu halde Aksoylu şeklinde takip yapılıp işlemlerin tamamlandığını ileri sürerek yolsuz tescil nedeni ile pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar vekili, taşınmazı tapuda iyiniyetle satın aldıklarını, satışın gerçek olduğunu savunup davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Sulh Hukuk Mahkemesindeki izaleyi şuyu davasının yenilenmesine karar verildiği, bu nedenle satışın yolsuz duruma düştüğü, Tevfik Ü.'nın bu durumu bilerek davalılara taşınmazı devrettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 3.6.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat İbrahim Ateş ile temyiz edilen vekili Avukat Mehmet Bekar geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Hüseyin Çelik tarafından düzenlenen rapor okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu 1 parsel sayılı taşınmazın izaleyi şuyu davasına konu edildiği, mahkemece verilen şuyunun satış yolu ile giderilmesine ilişkin karar uyarınca gayrimenkulü İcra Memurluğunca yapılan ihale sonucu davalı Tevfik'e satış yolu ile intikal ettirildiği, adı geçenin taşınmazın adına tescilinden sonra diğer davalılara satış yolu ile devrettiği anlaşılmaktadır.
Ancak, davacının yargılamanın yenilenmesi isteği üzerine mahkemece önceden verilen izaleyi şuyu kararının kaldırıldığı ve yeniden satış yolu ile ortaklığın giderilmesine karar verildiği de görülmektedir.
Bu durumda, davalılardan Tevfik'e yapılan satışın sebebini ve temelini teşkil eden mahkeme kararının yargılamanın yenilenmesi yolu ile ortadan kaldırıldığı anlaşıldığına göre davalı Tevfik bakımından oluşan tescilin sebepsiz hale geldiği ve yolsuz tescil niteliğine büründüğü tartışmasızdır. Bununla birlikte taşınmaz, Tevfik tarafından diğer davalılara satılmış, eldeki davada davalılar sicile güven ilkesinden yararlanmaları gerektiğini savunmuşlardır. Yasanın öngördüğü anlamda iyiniyetli olduklarının belirlenmesi halinde Medeni Kanunun 1023. maddesinde ifadesini bulan konumundan yararlanacakları muhakkaktır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M. K.nun 1023.maddesinde aynen " tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre " bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde gerekli araştırmanın yapılması, soruşturmanın tamamlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulü doğru değildir. Davalıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL.duruşma Avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 3.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy