(6831 S. K. m. 2/B) (4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Rıza A., dava konusu 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında bulunan 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi ile ilgili şerhin yasal dayanağı bulunmadığını ileri sürerek terkinini istemiştir.
Davalı Hazine ise birleşen dava ile çekişmeli taşınmazın 1946 yılında yapılan orman tahdidi içerisinde iken, 6831 Sayılı Yasanın 3302 Sayılı Yasa ile değişik 2/B maddesi uyarınca hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını belirterek iptali ile hazine adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın 1744 Sayılı Yasa ile hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, 1958 yılında oluşan çap kaydının hukuki değeri olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ( karşı davalı ) vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın öncesi orman iken 3302 Sayılı Yasa uyarınca orman sınırları dışarısına çıkarıldığını ileri sürerek 20 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescil istemiş, davalı ise birleşen dava ile parsel kaydı üzerinde bulunan 2/B şerhinin kaldırılması talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, hazinenin davasının kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın geldisini oluşturan 852 nolu parselin imar uygulaması ile 7912 ada 11 parsele gittiği ve bunun da ifrazıyla 11 ve 20 nolu parsellerin oluştuğu, çekişmeli bu parselin 1946 yılında 3116 Sayılı Yasa uyarınca yapılan tahdide göre, orman iken iddianın aksine 1744 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 4.7.1973 de yürürlüğe giren 1744 Sayılı Yasanın 2/B maddesinde "orman sınırları dışına çıkarılan yer sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder" hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu parselin öncesini teşkil eden 852 parselin Nisan 1318 tarih 15 nolu tapu kaydının revizyonu ile oluştuğu sabittir. Bu durumda 1744 Sayılı Yasa hükümlerinin davalı yararına hak doğuracağı muhakkaktır.
Ne var ki, sözü edilen kadastral parselin ve gittisini teşkil eden 20 imar parselin yukarda değinilen tapu kapsamında olup olmadığı sağlıklı bir şekilde belirlenmiş değildir.
Bilindiği üzere, Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarınında aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, çekişmeli parselin dayanak tapusunun yukarda belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yerinde uygulanması, bu arada 852 parsel ile ilgili olarak görülen Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 98/103 Esas sayılı dava dosyasından da yararlanılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacının ( Karşı davalı ) temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL.duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy