(4721 S. K. m. 2, 688, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 s. Tapu K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden paydaşı bulunduğu 439 parsel sayılı taşınmazda özel parselasyon yapıldığını ve payına isabet eden özel parseline davalının bahçe duvarı yapıp kendi özel parseline katmak suretiyle tecavüzü olduğunu bildirip, yıkım suretiyle elatmanın önlenmesini ve ecrimisil istemiştir.
Davalı, duvarın 1980 yılında miras bırakanınca yapıldığını, yerin davacıya ait olduğunu bilmediklerini ve duvarın bir kısmının yıkılmasının doğru olacağını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Dava, paydaşın paydaş aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M. K.nun 706, B. K.nun 213, T. K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M. K.nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
Ohalde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M. K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın özel parselasyonu yapılmış paylı mülkiyet üzere olduğu, taşınmazda dava dışı başka paydaşlarında bulunduğu ve 439 kadastral parsel sayılı taşınmaz yenileme çalışmalarında yeni bir parsel numarası aldığı ve parsel miktarlarının belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu hususlar yanlar ve mahkemenin de kabulündedir. Bu durumda çekişmenin yanların kabulünde olan özel parsellere göre çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgularda gözönünde tutularak yenileme çalışmaları sonucu oluşan kadastral parseldeki özel parselasyon dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy