(1086 S. K. m. 288, 292, 293) (4721 S. K. m. 691) (818 S. K. m. 38, 248)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 1 parsel sayılı taşınmaza, aralarında bir kira sözleşmesi bulunmamasına rağmen işgal eden davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmazı davacı ve dükkanı işleten oğlu Mehmet N.'dan 1999 yılı Şubat ayında 5 yıllığına kiraladığını, kira karşılığında Mehmet N.'nın 3. kişilere olan borcunu ödediğini, yine kira karşılığı olarak dükkanı genişlettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasında zımni kira sözleşmesi oluştuğu, davalının alt kiracı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden dava konusu taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu anlaşılmaktadır. Özel yasa hükümleri saklı kalmak koşuluyla, gerek taşınır, gerekse taşınmaz mallara ilişkin kira sözleşmelerinin geçerli olması hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Kira sözleşmeleri yazılı veya sözlü yapılabileceği gibi zımni ( üstü kapalı ) olarak da vücuda getirilebilir. Yeter ki taraflar kira sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olsunlar. Nitekim bu kural 18.3.1942 tarih 37/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, kira ilişkisi bir hukuki fiil ( vakıa ) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem ( muamele ) dir.
Bu nedenle, HUMK.'nun 288. maddesi uyarınca 40.000.000 lirayı aşan ( 23.06.1996 gün ve 4146 Sayılı Yasaya göre ) sözleşmeler hakkında tanık dinlenebilmesine olanak yoktur; kira sözleşmesinin varlığı ancak yazılı delille ispat edilebilir. Hemen Belirtilmelidir ki, sözü edilen miktar, yıllık kira tutarına bakılarak belli edilir. Sözlü kira sözleşmesi kurulduğu yolundaki savunmanın ilgilisine ( davalıya ya da davalılara ) yemin teklif etme hakkı verebileceği, ayrıca HUMK.'nun 292 ve 293 maddelerinde değinilen ayrıcalıkların da gözetilmesinin gerekeceği kuşkusuzdur. Öte yandan, kiracılık ilişkisinin varlığı kabul edilse dahi Medeni Kanunun 691. maddesi paylı mülkiyette mühim olan idari tasarrufların hüküm ifade edebilmesini, pay ve paydaş çoğunluğu ile gerçekleştirilmiş olması koşuluna bağlamıştır. 27.11.1946 tarih 28/15 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının ilk bendinde ifade edildiği üzere müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır. Değinilen yasal düzenleme ve yargısal uygulamaya göre pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmelerine geçerlilik tanımak olanağı yoktur. Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş ya da paydaşların Borçlar Kanununun 248. maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına düşen miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda anılan kanunun 38. maddesi uyarınca sözleşmeye icazetin gerçekleşebileceği kuşkusuzdur.
Yukarıdaki ilke ve olgulara göre davalının çekişmeli yerde kira sözleşmesi uyarınca oturduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar vermek gerekirken reddi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy