(4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Birleştirilerek görülen davalarda, davacılar murislerinden intikal eden 29.4.1958 tarih 22 nolu tapulu yerlerine, davalıların ev, havuz yapmak, ekip dikmek suretiyle elattıklarını belirterek davalıların elatmasının önlenmesini ve yıkım isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, bu yeri onaltı yıldır kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların dayandığı tapu kaydının dava konusu yeri kapsamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından yasal süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının davada 1958 tarih 22 nolu tapuya dayandığı, bu tapu kaydının ifraz gördüğü ayrıca dosya içerisinde mevcut Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşmiş 20.11.1990 gün 1984/451 esas, 1990/389 karar sayılı dosyasında davacı tapusuna kapsam tayin edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, bu krokinin mahallinde yapılan keşifte dikkate alınmadığı, başka bir deyişle uygulanmadığı anlaşılmıştır.
Sözü edilen dosyada tapuya kapsam tayin edildiğine göre bu hususun davacıyı da bağlayacağı kuskusuzdur. Sözü edilen krokinin mahallinde uygulanamaması ve taşınmazın kroki kapsamı dışında kaldığının anlaşılması halinde de; aynı temel (kök) tapudan ayrılmış (ifraz) tapu kayıtlarının uygulanmasında, öncelikle temel tapuya yöntemine uygun biçimde kapsam belirlenmesi, daha sonrada saptanan bu kapsam içerisinde ayrılan (ifraz edilen) tapuların yerlerinin bulunması zorunludur. Başka bir anlatımla temel tapunun sınırları arazi üzerinde bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmeden, bu sınırların konumları ve niteliklerine göre temel tapuya bir kapsam tayin etmeden, ayrılan tapuların nereye ait olduklarının ve kapsamlarının, tam ve doğru olarak açıklığa kavuşturulmasına olanak yoktur. Ayrılan tapuların temel tapunun kapsamı içerisindeki yerleri belirlenirken de; ayırma (ifraz) işlemi zemine uygulama olanağı bulunup bir haritaya bağlanmışsa, kapsamlarının Medeni kanunun 719 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddeleri uyarınca haritalarına değer verilerek bulunacağı kuşkusuzdur. Ayırma (ifraz) haritaya dayanmamakla birlikte zeminde sınırlar gösterilmek suretiyle yapılmış ise, bu sınırların yerel bilirkişi ve tanık sözleriyle saptanması, varsa ayırmaya ilişkin işaret ve bulgulardan, o tarihten beri süregelen zilyetlik durumlarından yararlanılması, yapılan uygulamanın da, tapu fen memuru yada kadastro mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişiye düzelttirilecek krokiye; denetimi ve infazı sağlayacak biçimde yansıtılması gerekir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgulara göre mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla yeniden uygulama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacılar vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.02.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy