(4721 S. K. m. 2, 705, 1023)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1979/868 esas ve 1983/974 karar sayılı ilamıyla 1050 parsel sayılı taşınmazın 20855/23590 payının adına tesciline karar verildiğini; bu kararın temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 14. hukuk Dairesinin düzeltilerek onandığını; ancak onama ilamının davalı Menderes Tapu Sicil Müdürlüğünce yanlış yorumlanması sonucu kendisine ait payın davalılar Hilmi mirasçıları adlarına tescil edilip bunlardan Zeliha'nın da payını diğer davalı Ragibe'ye intikal ettirdiğini; işlemlerin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek 1050 parsel sayılı taşınmazdaki davalılar adlarına kayıtlı olan paylarının iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalılar adlarına yapılan tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, hazine dışındaki davalılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 7.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat Y.Ziya ile temyiz edilen Hazine vekili Avukat Gülderen geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi N.Semra'nın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden;çekişme konusu 1050 parsel sayılı taşınmazın 1983 yılında yapılan ve kesinleşen ihale ile davacı Çetin'e satışının yapıldığı;ihaleyi takiben dava dışı Nurettin isimli şahsın açtığı ferağa icbar davası ile anılan parseldeki 2735/23590 payın davacı adına, bakiyesinin ise eldeki davanın davacısı Çetin adına tesciline hükmedildiği;anılan hükmün Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 1984/3439-7732 sayı ve 24.12.1984 tarihli kararı ile düzeltilerek onandığı; ancak hükmün tapuda infazı sırasında davacı Çetin payının hata ile ferağa icbar davasının davalısı olan Hilmi üzerinde bırakıldığı;daha sonra Hilmi üzerindeki payın mirasçılara intikali ile mirasçılardan Zeliha'nın da miras yolu ile gelen 20855/94760 payını davalı Ragıbe'ye 16.8.2002 tarihinde satış yolu intikal ettirdiği görülmektedir.
Kesinleşen ihale kararı ve bunu takip eden ferağa icbar davası sonucu verilen hüküm ile taşınmaz mülkiyetinin davacı Çetin'e Türk Medeni Kanununun 705. maddesi gereğince tescilden önce intikal ettiği;hükmü takiben Hilmi üzerine yapılan intikalin yolsuz tescil niteliğini taşıdığı tartışmasızdır. Öyle ise bu olgu benimsenmek suretiyle davalı Ragıbe dışındaki paylar yönünden davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ragıbe dışındaki davalıların temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davalı Ragıbe, edindiği 20855/94760 payın iyiniyetli maliki olduğunu savunmuştur. Gerçekten Hilmi mirasçısı Zeliha tarafından davalı Ragıbe'ye yapılan satışta adı geçen davalının iyiniyetli olması halinde Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağından kuşku yoktur. Ancak, mahkemece Ragıbe savunması üzerinde yeterince durulmamıştır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini ( herkese açık olmasını ) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke MK.nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 üncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 üncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den ( resen ) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, ikinci el konumunda bulunan Ragıbe bakımından yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca gerekli araştırmanın yapılması;bu amaçla taraflara delil ibrazı imkanının sağlanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davalı Ragıbe'nin temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma Avukat parasının temyiz edenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy