(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, paydaşı bulunduğu 563 parsel sayılı taşınmazda fiili kullanma biçiminin oluştuğunu, payına karşılık kullanımına bırakılan bölümü davalılara icara verdiğini, icar süresi bittiği halde davalıların kullanımlarına son vermeyerek taşınmazdaki payını işgal ettiklerini ileri sürüp elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu yerin 1985 yılında davacı tarafından babalarına haricen satıldığını, bugüne kadar taşınmazı iyi niyetle kullandıklarını, satış bedelinin bugünkü değeri olan 10.000.000.000 TL. tazminatın faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi, bedeli ödeninceye kadar hapis hakkı tanınması isteğiyle karşı dava açmışlardır.
Mahkemece, harici satışın geçersiz olduğu, ancak davalıların murisine satılıp bedelin ödenmesi nedeniyle murislerinin verdiğini geri istemeye haklarının olduğu, davalıların da davacı payına elattıkları gerekçeleri ile elatmanın önlenmesi davasının kabulüne, karşı davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi B. D. Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Asıl dava, paydaşın paydaş aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi, karşı dava ise haricen satın alınan payın bu günkü değeri olan on milyar liranın davacıdan tahsili isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl dava yönünden davalıların davacı payına isabet eden 4830 m2'lik alana elatmalarının önlenmesine, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Çekişmeli 563 parsel sayılı taşınmazın davacı, davalıların miras bırakanı Veli ve dava dışı kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK. nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazda tüm paydaşları kapsar biçimde fiili kullanma biçiminin oluşmadığı, davacının çekişmesiz kullandığı bir bölümün bulunmadığı, davacının payını 1985 tarihinde kardeşi olan davalıların murisi Veli'ye haricen satıp teslim ettiği, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Medeni Yasanın 706, Borçlar Yasasının 213 ve 2644 Sayılı Yasanın 26. maddeleri mülkiyeti nakleden sözleşmelerin resmi şekilde yapılmasını öngörmektedir. Öyle ise haricen yapılmış sözleşme mülkiyetin nakli yönünden geçersizdir. Ne var ki, geçersiz sözleşmeye göre kayıt malikine bir bedel ödenmiş ise ödeyen yararına hapis hakkı tanınması olanağı doğar. Nitekim değinilen ilke, 10.7.1940 tarih 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Ancak, hükmedilecek bedel ödenen bedel olup, bu miktarın uyarlamaya tabi tutulamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, tanıklarca bildirilen 1700 lira harici satış bedelinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine ve davanın payı oranında elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy