(4721 S. K. m. 683, 737)
Davacılar, kayden maliki bulundukları 325 parsel sayılı taşınmaza komşu davalıya ait bulunan 326 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın imar mevzuatına ve projesine aykırı olarak taşınmazlarına bakan yönünde pencere ve balkon yapıldığını, bunların rahatsız edici nitelikte olduğunu ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, imara aykırılığın idari olduğunu adli yargıda görülemeyeceğini, pencere ve balkonların davacıları rahatsız edecek nitelikte bulunduklarını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının İmar Kanununun 42. maddesine aykırı olarak bina inşaa ettiği ve davacıların komşuluk hukukundan doğan haklarına tecavüzde bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi duruşma isteği değerden reddedildi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; davacılara ait bulunan 325 parsele komşu davalıya ait 326 parselde yapılan inşaatın davacı taşınmazına fiili bir el atmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yapının imara ve projesine aykırı olduğu da sabittir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. " hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca ; yukarda açıklanan ilkeler uyarınca gerekli incelemenin yapılması, salt imara aykırılığın komşuluk hukukuna aykırılık teşkil etmeyeceği gözetilerek imara aykırı olarak yapılan balkon ve pencerelerin davacıya ne gibi zarar verdiğinin konusunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla saptanması, bir zarar doğduğunun belirlenmesi halinde yine bilirkişiden zararın giderilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti ile bunlardan birisine hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy