(4721 S. K. m. 716) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanları Ali İhsan'ın kayden maliki bulunduğu 423 ve 1084 parsel sayılı taşınmazları mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla, muvazaalı olarak önce oğlu olan davalı Veysel'e kayden sattığını onun da daha sonra 423 sayılı parseldeki 1/3'er payları davalılar olan kardeşleri Metin ve Süleyman'a kayden satış yoluyla temlik ettiğini ileri sürüp; miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, miras bırakanın ihtiyacı nedeniyle taşınmazları sattığını ve kendilerinin de bedel ödemek suretiyle satın aldıklarını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; miras bırakan Ali İhsan'ın 423 ve 1084 parsel sayılı taşınmazların, 21.1.1988 tarihinde ikinci eşten olma oğlu davalılardan Veysel'e satış yoluyla temlik ettiği, onun da 423 parsel sayılı taşınmazın bir kısım paylarını diğer davalı kardeşlerine satış yoluyla intikal ettirdiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: miras bırakanın aynı akitle temlik ettiği taşınmazlardan başkaca taşınmazının bulunduğu ileri sürülmemiştir. Temlikten sonrada taşınmazları ölünceye kadar tasarrufunda bulundurduğu tanık anlatımları ile sabittir. Taşınmazların gerçek değeri ile satış değerleri arasında aşırı fark bulunduğu, akitte belirtilen değerin sembolik nitelikte kaldığı bilirkişilerce saptanmıştır. Davalı Veysel'in satış bedelini ödediği yolunda savunma kayden doğrulanmamıştır. Öte yandan adı geçenin miras bırakana zaman içerisinde yurt dışından gönderdiği paralarında satış bedeli değil harçlık niteliğinde bulunduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; toplanan deliller ve belirtilen olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; miras bırakanın ilk eşinden olma davacıyı dışlamak amacıyla muvazaalı olarak çekişmeli taşınmazları davalılara temlik ettiği düşünülmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy