(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, murisi annesi Muazzezin maliki bulunduğu 38 parseldeki 6/8 payını muvazaalı olarak satış şeklinde davalı oğluna temlik ettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve adına tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan temliki işlemin muvazaalı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 11.05.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat K.Gültekin Tüfekçioğlu ile temyiz edilen vekili avukat T. Üstünel geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi N.Semra Soydaş tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişmeli 38 parsel sayılı taşınmazın taraflar ve miras bırakan tarafından paylı olarak üçüncü kişilerden satın alındığı; taşınmazda davacı ve davalının 1/8er, miras bırakanın ise 6/8 payının bulunduğu; miras bırakanın söz konusu payını 27.01.1997 tarihli akitle ve 720.000.000.TL. bedelle davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.
Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706. Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; davacı, miras bırakanın temlikinin muvazaalı olduğunu iddia etmiş; davalı aksi beyanda bulunmuştur. Ne var ki; davalının savunmasında belirttiği, çekişmeli taşınmazdaki 1/8 payını davacının davalıya temlikinin; ayrıca, çekişmeli temlikten önce davalının 6 parça taşınmazdaki paylarını miras bırakana devri sebebinin araştırılıp tartışılmadığı gibi, resmi akitte satış bedeli olarak bir miktar paranın ödendiği anlaşılmasına karşın, bu bedelin gerçeğe ne denli uygun olduğu da saptanmamıştır.
Hal böyle olunca, sözü edilen eksikliklerin de saptanıp giderilmesi; toplanan ve toplanacak delillerin yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy