(4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Kozan 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 13.05.2003 gün ve 186-198 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 25.12.2003 gün ve 12767-14219 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Asıl dava 10 ve 18 sayılı parsellere elatmanın önlenmesi, ecrimisil, birleştirilen dava ise mısır ürününün tahrip edilmesinden dolayı uğranılan zararın tazmini isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere MK.nun 706, BK.nun 213, TK.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen ) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında MK.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
Somut olaya gelince; 21.03.2003 tarihli keşif tutanağındaki beyanından davacının 18 nolu parselle ilgili bir isteğinin olmadığı, çekişmeli 10 nolu parselin davacı, davalının miras bırakanı Ahmet Nuri Tanrıverdi ve dava dışı kişiler adına tapuda kayıtlı olduğu tartışmasızdır.
Dava konusu taşınmazın tarla niteliğinde olduğu, yukarıdaki ilkeler uyarınca tüm paydaşları bağlar biçimde fiili kullanma biçiminin oluşmadığı, fen bilirkişisi Ahmet Atıcı tarafından düzenlenen 24.03.2003 günlü krokide A ile gösterilen bölümün davacı tarafından çekişmesiz biçimde kullanıldığı, dolayısı ile intifadan men koşulunun gerçekleşmediği toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile sabittir.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacının payına isabet eden miktardan az yer kullandığı şeklindeki yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Anılan hususlar bu kez yapılan incelemeyle anlaşıldığından, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK.'nun 440. maddesi uyarınca kabulüne, Dairenin 25.12.2003 tarih 12767/14219 sayılı onama kararının ortadan kaldırılmasına, Kozan 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13.05.2003 tarih 186/198 sayılı hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy