(4721 S. K. m. 2, 683, 706) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden paydaşı bulunduğu 877 nolu parsele, davalılar tarafından bina yapılmak suretiyle tecavüz edildiğini ileri sürüp, el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Selahattin, Şah İsmail, Bahattin taşınmazı haricen satın aldıklarını, diğer davalılar ise, çekişmeli taşınmazda kayden paydaş olduklarını belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, yargılama sırasında dava konusu taşınmazda imar uygulamasının yapıldığı, herkesin tapusunu aldığı, böylece dava tarihi itibariyle davanın kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A.Sevil Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı ile davalılardan Mutlu'nun 877 kadastral parselde paydaş bulundukları, davacının davalı Mutlu, davalı Şah İsmail hakkında kadastral parseldeki mülkiyet hakkına el atıldığını ileri sürerek, eldeki davayı açtığı, ne var ki, yargılama devam ederken çekişmeli parselin bulunduğu yerde yapılan imar uygulaması ile yeni imar parsellerin oluştuğu, bu parsellerden 12 imar parselinde davacı ile davalı Mutlu'nun paydaş kılındığı, 5 imar parselin müstakilen davacı adına tescil edildiği, imarın kesinleşmesini takiben, davacının davalı Şah İsmail'e 5 parselde pay temlik yaptığı, yine müstakilen kendisine verilen 6 parseli satarak bu parselle ilişkisini kestiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, taraflar arasındaki çekişmenin 12 ve 5 parsellere inhisar ettiği, bu parsellerde de tarafların paydaş bulunduğu görülmektedir.
Hal böyle olunca, yanlar arasındaki çekişmenin sonradan oluşan imar parsellerindeki paylı mülkiyet yönünden çözüme kavuşturulması zorunludur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK.nun 706, BK.nun 213, TK.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen ) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında MK.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle, soruşturmanın tamamlanması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy