(4721 S. K. m. 688, 692, 695, 706, 737) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, Hukukçular Turizm Sitesi adlı sitede kendisinin ve davalının da konutları olduğunu; davalının konutu üzerine yüksekçe bir kaçak kat ilave edip, onun üstüne de gün-ısı tesisatı kurması nedeniyle, kendisine ait taşınmazın deniz manzarası ve görüş ufkunun tamamen kapandığını; bu durumun komşuluk hukukuna aykırı olduğunu ileri sürerek, davalının binasındaki kaçak kat ilavesini yıkımına eski hale getirilmesi suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yaptığı yapının davacının manzarasını kapatmadığı ve komşuluk hukuku açısından olağan katlanma sınırlarını aşan bir durum bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 11.05.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Kadir G. Pasinli ile temyiz edilen vekili avukat Teoman Evren geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asil ve vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi N. Semra Soydaşın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın öncesinin 502 kadastral parsel iken, imar düzenlemesine tabu bulunduğu, yapılan imar işlemi ile paylı mülkiyet halinin oluşturulduğu, daha sonra taşınmazın bu haliyle 654 ada 1 parsele dönüştüğü, anılan parselde tarafların paydaş oldukları, bu yerde taraflar dışında çok sayıda paydaşın bulunduğu görülmektedir.
Söz konusu parselde, 18.06.2003 tarihli bilirkişi raporunda ifade edildiği gibi dörder gruplu, bitişik nizamda ve ikişer katlı tek dubleks tarzında yapılaşmanın gerçekleştirildiği ve imar düzenlemesinin buna göre yapıldığı, parsel üzerindeki yapıların tamamının inşaatlarının tamamlandığı sabittir. Bütün bu işlemlerin tarafların katılımı ile kurulan kooperatif faaliyetleri ile başladığı da çekişmesizdir.
Belirtilen hukuki düzenleme içerisinde meydana gelen yapılaşmadan sonra davalı tarafından kura ile kendine tahsis edilen yapı üzerinde yine 18.06.2003 tarihli temliki raporda belirtildiği üzere imara göre tek yöne eğilimli çatının normal kata dönüştürülerek dubleks üzerine bir kat ilave edildiği, anılan ilavenin ruhsatsız ve kaçak olduğu belirlenmiştir.
Taşınmazın yukarıda açıklanan hukuki durumu dikkate alındığında, taraflar arasındaki çekişmenin, Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümlerinin uygulanması suretiyle çözüme kavuşturulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Bu nedenle Türk Medeni Kanununun 737 ve takip eden maddeleri ile düzenlenen komşuluk hukuku kurallarının olayda uygulama yeri bulunmadığı açıktır. Mahkemenin yanılgılı değerlendirme ile belirtilen hukuki ilişkiden söz ederek çözüm yaklaşımı doğru görülmemiştir.
Bilindiği üzere Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş, ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse, kayıtla paylı, eylemsel olarak bağımsız bu oluşumun, tapuda yapılacak resmi taksime ve şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde imar uygulaması yapılmasına kadar korunması akde vefa kuralının yanında Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
Nitekim 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyete ilişkin 688 ve takip eden maddeleri iler sözü edilen görüşler doğrultusunda düzenlemeler getirilmiş, anılan yasanın yürürlük tarihi öncesi yargısal uygulamalarla düzenlenmeye çalışılan bir kısım sorunlara bu suretle çözüm sağlanmak istenmiştir.
Değinilen yasanın, olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar başlıklı 692. maddesinin 1. fıkrasında paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi ve olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüye aşan yapı işlerini girişilmesinin paydaşların oybirliği ile kabulüne bağlı olduğu ifade edilmiş, aynı yasanın 695. maddesi ile de, yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararların mevcut paydaşlarla birlikte sonradan pay edinen kişileri de bağlayacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemelerin altında yatan gerçek amacın insanların birliktelik içerisinde yahut bir tüzel kişiliğin çatısı altında aynı mülkiyet alanında büyük emek ve masraflarla ortak beğeni ürünü olarak düzenlenen projelerle meydana getirdikleri yapılarda güven ve her şeyden öte huzur içerisinde yaşama isteğinin korunması olduğu kuşkusuzdur.
Sözü edilen ilkiler ve düzenlemeler karşısında; davalının yapısında, yukarıda açıklanan değişiklikleri yapması, paylı mülkiyete ilişkin genel hükümler yanında, yasanın belirtilen düzenlemelerine de aykırı bulunduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, davalıya ait yapının, önceden paydaşlar arasında belirlenen kullanım biçimine uygun hale getirilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken, davanın reddedilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy