(818 S. K. m. 248)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar vekili, davacıların paydaşı bulunduğu 467 ada 7 parsel sayılı taşınmazdaki 135 numaralı işyerini davalı şirketin haklı ve geçerli bir nedeni olmaksızın kullandığını ileri sürerek, elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, çekişmeli yerin kullanımının kiracılık ilişkisinden kaynaklandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kira ilişkisinin varlığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 25.05.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili ile temyiz edilen vekili geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 467 ada 7 parsel sayılı taşınmazdaki dükkanın paylı mülkiyet üzere kayden davacılara ait bulunduğu ve davalı B Ltd.Şti. nin tasarrufunda olduğu; anılan taşınmazın davacılar ile dava dışı K Ltd.Şti. arasında düzenlenen 01.07.1994 tarihli kira sözleşmesi ile K Şirketine kiralandığı, bu kira ilişkisinin, şirketin 01.12.1999 tarihinde fesih ve tasfiyesi ile birlikte sona erdiği anlaşılmaktadır.
Davalı B Ltd.Şti, davacı kayıt malikleriyle aralarında mevcut 01.12.1999 tarihli kira sözleşmesinden bahisle çekişmeli yeri tasarruf ettiğini savunmuş ve sözleşmenin fotokopisi dosyaya getirtilmiş ise de, bu sözleşmenin tarafların kabulünde olmadığı görülmektedir. Nitekim, davalı taraf bu sözleşmeden ziyade zımni bir kira ilişkisinin mevcudiyetini ileri sürmek suretiyle değinilen sözleşmeye dayanmaktan vazgeçmiştir.
Bilindiği gibi, paylı mülkiyet üzere olan bir taşınmazda geçerli bir kira ilişkisinden söz edebilmek için 06.05.1955 tarih 12/12 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında öngörüldüğü biçimde kayıt maliklerinin pay ve paydaş çoğunluğunu sağlayan bir aktin varlığı zorunludur.
Bunun yanında başlangıçta varolmayan yahut yukarıda sözü edilen İçtihatları Birleştirme Kararında belirtilen tarzda kurulmayan bir sözleşmenin kayıt maliklerinin icazetiyle geçerli kılınabileceği tartışmasızdır. Ancak, böyle bir icazetin varlığı kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde kanıtlanmalıdır. Kira bedellerinin paydaşlarca benimsenmesi bu anlamda geçerli icazet olarak kabul edilebilir. Ne var ki, somut olaydaki gibi paydaşlardan sadece birinin kira bedelini alıp benimsemesi, diğer paydaşlarında kira ilişkisine icazet verdiği anlamında nitelendirilemez.
Hal böyle olunca, davalının hukuken geçerli bir kira ilişkisine dayanarak taşınmazı tasarrufunda bulundurduğu kanıtlanamadığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesi doğru değildir. Davacıların temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy