(818 S. K. m. 28, 30, 31) (4721 S. K. m. 1023)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 102 ada 5 parsel sayılı taşınmazında davalı kardeşi Seyfettin'in davalı Sabri'den ödünç aldığı para karşılığında ipotek tesisi isteği üzerine tapuya gittiğini;ancak anılan davalıların kendisini hileye düşürerek ipotek yerine satış işlemi yaptırdıklarını sonradan öğrendiğini, davalı Celal'in de davalı Seyfettin'in muzayaka durumundan yararlanarak kötü niyetli ve muvazaalı olarak taşınmazı davalı Sabri'den kayden devraldığını ileri sürüp tapu iptal ve tescil istemiş, yargılama sırasında çekişmeli yerin el değiştirmesi nedeniyle davayı dahili davalılara yöneltmiştir.
Davalı Seyfettin,satışın hileli olduğunu belirterek davayı kabul etmiştir.
Davalı Sabri,husumet itirazında bulunmuş,taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını ve davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir.
Davalı Celal, çekişmeli yerin tapu kaydına güvenerek iyiniyetle iktisap ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davalılar Sabri ve Seyfettin yönünden davanın husumet nedeniyle, davalı Celal açısından H.U.M.K.'nun 186.maddesine göre vazgeçilip yeni maliklere davanın yöneltilmesi sebebiyle dahili davalılar bakımından ise dava sabit olmadığından bahisle red kararı verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla,Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; hile,genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya,özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; çekişme konusu 102 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 16.4.1999 tarihli akitle davalılardan Sabri'ye satış yoluyla temlik edildiği, daha sonra çeşitli el değiştirmelerle son olarak davaya katılan Erdoğan ve Ahmet Naci adlarına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davacı bu temlikin kendisinin yanıltılması ve kandırılması ile gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Ne var ki, mahkemece bu iddianın yeterince araştırıldığı söylenemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle öncelikle davacının hileye ıttıla tarihinin belirlenmesi, bu tarihe göre davanın süresinde olduğunun saptanması halinde iddianın her türlü kanıtla ispat edilebileceği dikkate alınarak davacının ibraz edeceği delillerin(tanık dahil) toplanması; iddia sabit görüldüğü takdirde son kayıt maliklerinin Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi uyarınca iyiniyetli olup olmadıklarının açıklığa kavuşturulması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere eksik soruşturma ile hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy