(4721 S. K. m. 683, 734, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, kayden maliki bulundukları 255 parsel sayılı taşınmaza komşu 247 ve 249 parsel maliki davalının baraka yapmak, ağaç dikmek ve ark geçirmek suretiyle haksız müdahalede bulunduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çap krokilerinin uygulanmasını, tecavüzlü durum var ise belirlenmesini istemiştir.
Mahkemece, davalının yaptığı baraka ve arkın davacı taşınmazına elatmadığı, ancak davalının kendi parseline diktiği 10 adet ağacın sınıra çok yakın olduğu ve davacı taşınmazındaki seraya zarar verdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile ağaçların yıkımına karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden 255 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya, komşu 247 ve 249 parsellerin davalılara ait bulunduğu görülmektedir. Davada ileri sürülen ark ve barakanın davacı taşınmazına tecavüzlü bulunduğu iddiası sabit olmadığından bu hususa ilişkin olarak davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Davadaki öteki isteğin, davalının 249 parsel sayılı taşınmazda kendi mülkiyet alanına diktiği ağaçların davacının serasına zarar verdiğine dair olduğu anlaşılmaktadır. İddianın belirtilen bu niteliği itibariyle değinilen çekişmenin komşuluk hukukundan kaynaklanan Medeni Kanunun 734 ve takip eden maddelerine dayalı bulunduğu açıktır.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 8.10.2003 tarihli rapor ve krokiden, davalının mülkiyet alanında bulunan 4 adet nar, 4 adet portakal, 1 adet erik ve 1 adet zeytin ağaçlarının davacının serasına gölge etkisi yaptığına değinilerek, tümünün kesilerek ortadan kaldırılması yönünde mütalaada bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Ancak çekişme konusu ağaçların yaş ve nitelikleri itibariyle tamamen köklenmek suretiyle ortadan kaldırılması son çare olarak düşünülmelidir. Anılan ağaçların budanması veya kısmen seyrelttirilmesi ve kök zararlarının giderilmesi ile davalı taşınmazına olan olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması olanağının bulunup bulunmadığı araştırılmış değildir.
Hal böyle olunca, bilirkişilerden yukarıda belirtilen anlamda müdahalelerle zararın giderilmesi olanağı bulunup bulunmadığının ek rapor almak suretiyle sorulması, davacının ağaçların dikiminden sonra ağaçlara yakın yerde sera yapmasının yukarıda açıklanan haklar dengesine ne ölçüde etkili bulunduğunun tartışılması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesine uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy