(4721 S. K. m. 462) (YHGK. 30.11.2005 T. 2005/1-770 E. 2005/662 K.) (YHGK. 28.09.2005 T. 2005/1-483 E. 2005/549 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kardeşleri Aynur tarafından, akıl hastası olmasına rağmen çekişmeli taşınmazı yeğeni olan davalıya temlik edildiğini, yapılan işlemin geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapunun iptali ile Aynur adına tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davacıların dava açma yetkileri olmadığını, Aynur'un sağ olduğunu bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların dava açma yetkilerinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davaya konu 40 parselde kayıtlı 26/1400 arsa paylı 18 nolu bağımsız bölümü, dava dışı Aynur'a ait iken adı geçenin taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak, çıplak mülkiyetini 14.01.2003 tarihli akitle davalıya satış yoluyla temlik ettiği görülmektedir.
Davacılar, kardeşleri olan Aynur'un akit tarihinde tasarruf ehliyetinin bulunmadığını ileri sürüp, aktin iptali ile, çekişmeli taşınmaz mülkiyetinin kendisine iadesini istemişlerdir.
Gerçekten de, dosyada mevcut Karacasu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2003/224 - 256 sayılı kararıyla adı geçenin davadan sonra 07.11.2003 tarihi itibariyle ehliyetsizliğinden bahisle hacir altına alındığı, kendisine Sami'nin vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır.
Vasi, Türk Medeni Kanununun 462. maddesi hükmü uyarınca vesayet makamından aldığı husumete izin kararı ile birlikte 29.12.2003 tarihli oturumda davaya katılma talebinde bulunmuş, ancak bu talebi yerinde görülmemiş, aynı oturumda, davacıların davada sıfatları bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği gibi; davada sıfat, dava konusu subjektif hakka ilişkindir. O halde, davacı olma sıfatı dava konusu hakkın sahibine aittir. Sıfat yokluğunun saptanması halinde mahkeme de işin esası hakkında değil, sıfat yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekeceğinde kuşku yoktur. Bununla birlikte davada sıfat, taraf ehliyeti (dava ehliyeti) gibi dava şartlarından değildir.
Somut olayda, davacıların subjektif hakla (dava konusu ile) ilişkilerinin bulunmadığı açıktır. Ne var ki, yargılama aşamasında, hak sahibini temsile yetkili vasi davaya katılma talebinde bulunmuştur. Bu durumda, taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilmelidir. Esasen, davanın en kısa zamanda ve en az masrafla sonuçlandırılması düşüncesinin ifadesi olan, dava ekonomisi de bunu gerekli kılar.
Sonuç: Hal böyle olunca, vasinin katılma talebinin kabulü ile işin esasına girilmesi, çekişmeli taşınmazın temlik tarihi itibariyle mahcurun tasarruf ehliyetinin araştırılması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.05.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy