(4721 S. K. m. 705 )
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 513 nolu parselin 16.12.1981 tarihinde mahkeme kararı ile adına tesciline karar verildiğini, ancak kararın Tapu Dairesince infazının yapılmadığını, taşınmazın önceki malik Ali tarafından 14.09.1982 tarihinde davalıya satıldığını, 40 seneyi aşkındır kendisinin kullandığını, davalının taşınmazı kullanmayı hiç talep etmediğini, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürüp, tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, tapu kaydına güvenerek iyiniyetle çekişmeli taşınmazı 20 yıl önce satın aldığını, davacı ile satıcı arasındaki davayı bilmediğini, bugüne kadar da taşınmazı kullandığını bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının 20 yılı aşkın süre tapuya dayanarak malik bulunduğu ve kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, tapu iptali - tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kadastro sırasında 513 parsel sayılı 12000 m2 yüzölçümündeki dava konusu taşınmazın vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinden söz edilerek, dava dışı Ali adına tespit edildiği, davacı Ahmet in kadastro komisyonuna itirazı üzerine komisyon tarafından anılan parselin A harfi ile gösterilen 10.000 m2 lik bölümünün Ahmet adına, geriye kalan 2000 m2 ye ilaveten sınırda bulunan taşınmazdan da 10.000 m2 ilave edilmek suretiyle 12.000 m2 miktarıyla 1722 parsel olarak Ali adına tespitine karar verildiği, komisyonun bu kararına karşı Ali nin Asliye Hukuk Mahkemesine itiraz ettiği, ancak mahkeme aşamasında itirazından vazgeçtiğini bildirdiği, mahkemece de vazgeçme dikkate alınarak komisyon kararının aynen infazını sağlayacak biçimde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki, kesinleşen bu karara rağmen tapu sicilindeki mülkiyet durumunda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, hükmün sicile yansıtılmadığı, sicildeki bu durumdan yararlanan davalının bayii Ali'nin, kendisine ait olmayan 513 nolu parseli 14.09.1982 tarihinde davalıya temlik ettiği görülmektedir. Mahkeme kararının kesinleşmesi ile mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı Türk Medeni Kanununun 705 (eski 633) maddesi hükmü gereğidir. Bu durumda Ali'nin malik olmadığı şeyi davalıya sattığı ve bu satışına değer vermek olanağı bulunmadığı açıktır. Ali adına gözüken 513 nolu parsel kaydı dayanaktan yoksun olup, yolsuz tescil niteliğindedir.
Öte yandan, dava konusu 513 sayılı parseli, oluşumundan beri davacı Ahmet'in kullandığı, davalının ise 1722 parseli tasarrufu altında bulundurduğu dosya kapsamı ile sabittir.
Diğer taraftan; açıklanan olgular karşısında ilk el durumunda bulunan davalının iyniyet savunmasına da değer verilemez.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek reddedilmiş olması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy