(4721 S. K. m. 565, 563, 561)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar,ortak miras bırakanlarının mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla,dava konusu taşınmazlarını davalılara temlik ettiğini,yine bir adet traktörünü de sattığını ileri sürerek miras payları oranında tapu iptal-tescil,olmadığı takdirde tenkis isteklerinde bulunmuşlardır. Davalılar,muris tarafından yapılan temliklerle mahfuz hissenin ihlal edilmediğini,tenkise karar verilecekse bedel ödemek suretiyle karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece,muris tarafından davalılara yapılan temliklerin muvazaalı olduğu ispatlanamadığından tapu iptal ve tescil davasının reddine,dava konusu temliklerin mahfuz hisseyi ihlal ettiği gerekçesiyle tenkis isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar,davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla,duruşma günü olarak saptanan 29.6.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili geldi,davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vs. vekili avukatlar gelmediler,yokluklarında duruşmaya başlandı,süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi,duruşmanın bittiği bildirildi,iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece,tenkis isteği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuştur.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden,dava konusu 209 ve 210 parsel sayılı taşınmazların bağış yoluyla,238 ve 622 parsel sayılı taşınmazların satış yoluyla davalılara temlik edildikleri görülmektedir.
Türk Medeni Kanununun 565 ve diğer maddeleri hükümlerine göre bağış hükmündeki tasarrufların tenkise tabi olacağı açıktır. Satış gibi karşılıklı edimleri içeren akitlerin değinilen düzenleme dışında bulunduğu tartışmasızdır.Mahkemece,geçerliliği kabul edilen ve bu bakımdan muvazaa nedeniyle iptal istemi ret edilen satışa konu 238 ve 622 parsel sayılı taşınmazların tenkise tabi tutulması bu bakımdan yerinde değildir.
Öte yandan,davalıların tenkis isteğine karşı tercihlerinin bedel olduğunu belirtmiş olmalarına karşın aynen tenkise hükmedilmesi de isabetsizdir.
Diğer taraftan,mahkemece yapılan tenkis hesabının da isabetli olduğu söylenemez.
Bilindiği üzere, tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai ) davalardandır.
Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanunun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirascılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür'atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.
Hal böyle olunca,bağış hükmündeki taşınmazlar bakımından yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle soruşturmanın tamamlanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.Davalılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 29.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy