(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları R. Çeşmenin 1363 parsel sayılı taşınmazını, diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışladığı halde satış göstererek davalı kızlarına temlik ettiğini, murisin ölünceye kadar çekişmeli taşınmazda oturduğunu ileri sürüp, tapu kaydının iptali ile payı oranında tescil, olmazsa tenkis istemiştir.
Davalılar, murisin ihtiyacı nedeniyle taşınmazı satmak istemesi üzerine üç kız kardeşin bedelini ödemek suretiyle satın aldıklarını belirtip davanın reddini savunmuşlar, dahili davalı Recai de satışın gerçek olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Zehra vekili ile davalı Nermin tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Altınbulakın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; 1363 parsel sayılı taşınmazın 13.06.1986 tarihli akitle 500.000.TL. bedel gösterilmek suretiyle miras bırakan tarafından davalılara satış yoluyla temlik edildiği görülmektedir. Davacı bu işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.
Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; yerinde yapılan incelemeler sonucu bilirkişi raporlarında çekişmeye konu taşınmazın temlik tarihi itibariyle değerini 884.716 TL. olduğu belirlenmiştir. Bu bedel akitte öngörülen ve aksi kanıtlanamayan resmi senetteki ile kıyaslandığında bedeller arasında aşırı bir farkın oluşmadığı görülmektedir. Bunun yanında tanıkların, özellikle dava dışı mirasçı Recainin beyanlarından, senette öngörülen bedelin miras bırakana ödendiği de anlaşılmaktadır. Öyle ise, temlikin satış akdine dayalı olduğu, bağış hükmünde bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda; toplanan deliller, belirlenen olgular, yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davaya konu işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu kabul etme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy