(1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı,kat irtifakı kurulmuş 329 ada 141 parsel sayılı taşınmazın 2.kat 6 nolu mesken yönünden önceki malikin borcu nedeniyle 28.2.1990 tarihinde Türkiye Emlak Bankası lehine ipotek tesis edildiğini,ana taşınmazın 4.6.1991 tarihinde kat mülkiyetine çevrilerek anılan bağımsız bölümün kat mülkiyeti kütüğü 842 nolu sayfaya tescili sırasında ipoteğin sehven yeni sayfasına taşınmadığını ve davalının da 24.7.1995 tarihinde ipoteksizmiş gibi satın aldığını ileri sürerek ipoteğin nakli isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını,dava konusu taşınmazı satın aldığında kayıtlarda ipotek şerhi olmadığını ve tapu kaydına güvenerek işlem yaptığını,iyiniyetli iktisabının korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,ipotek alacaklısının Türkiye Emlak Bankası A.Ş. olup davacının tapuca hak sahibi olan kişi yada kişilerin yerine geçerek doğrudan dava açmasına yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle davacının taraf ehliyetinin yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar,davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakiminin raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Mahkemece,kısa kararda "davacı tarafın taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine" gerekçeli kararda ise "yerinde görülmeyen davanın reddine" karar verilmek suretiyle,kısa kararla gerekçeli karar çelişkisi yaratılmıştır.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy