(4721 S. K. m. 737, 683) (2863 S. K. m. 3, 5, 11)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı ile komşu olduklarını, biri birine bitişik evleri bulunduğunu, davalının komşuluk hukukuna aykırı olarak hayvan damının üzerine teras yaptığını, kapı açtığını, pergola yaptığını, ışığını ve havasını kestiğini, manzarasını kapattığını, güvenliğini tehlikeye soktuğunu, aslında bu yerlerin tümünün 2863 Sayılı Yasa koruması altında 1. derecede sit alanı içerisinde bulunduğunu, bu tip imalatı da yapmaması gerektiğini ileri sürerek; bu nedenle davalının muvazaasının önlenmesi ve yapılan imalatların yıkılmasını istemiştir.
Davalı ise davacı iddiasının doğru olmadığını, davacının ışığını ve havasını kesmediği gibi manzarasını da kapatmadığını, güvenliğini tehlikeye sokmadığını, pergolanın davacının müsaadesi ile yapıldığını, istediği zaman söküleceğini, aslında yaptığı işlerden müze müdürlüğünün de haberi ve müsaadesinin bulunduğunu iddianın yersiz olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının komşuluk kurallarına uymadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.9.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. O. Bingül ile temyiz edilen vekili Avukat E. Tarhan geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi H. Çelik tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava komşuluk hukukuna aykırı davranıştan dolayı el atmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı istemini hem komşuluk hukukuna hem de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasına dayandırmaktadır.
Bilindiği gibi Bir ülkenin coğrafi zenginliklerinin, tarihi ve kültürel değerlerinin başında kültür ve tabiat varlıkları gelir. Bunların korunması ve sonraki nesillere aktarılması için devletlere, özel ve tüzel kişilere büyük görevler düşmektedir. Bu amaçla tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da bu konu üzerinde gittikçe artan bir hassasiyetle durulmuş, birbirlerini izleyen çeşitli yasalar ve tüzükler çıkarılmıştır. Bunlardan ilki 10.4.1322 (29 sefer 1324) tarihinde kabul edilen Asarı Atika Nizamnamesi'dir. Söz konusu Nizamnamenin 4. maddesinde her türlü abideler, menkul ve gayrimenkul Asarı Atika, hükümet malı sayılmış, gayrimenkul niteliğindeki Asarı Atikaların kullanılmaları kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak sit alanları hakkında herhangi bir hüküm getirilmemiştir.
Adı geçen nizamnameyi yürürlükten kaldıran 25.4.1973 tarih ve 1710 sayılı Eski Eserler Kanununun 1. maddesi ise sit"leri taşınmaz eski eserler arasında saymış, 3. maddesinde bütün taşınır ve taşınmaz eski eserlerin Devletin malı olduğunu bildirmiştir. Aynı yasanın 10. maddesi ile de korunmaları lüzumu tespit ve ilan olunan her çeşit eski eser tarihi ve tabii anıtlar ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki emlak ve araziye yeniden imar ihya hakkı tanınmaz ve tapu verilmez kuralı kabul edilmiş, bu kurala paralel bir hüküm içeren 15. maddede ise önceki zilyetlik hakları korunmuştur.
Hemen belirtmek gerekir ki gerek Asarı Atika Nizamnamesinde gerekse Eski Eserler Kanununda kültür ve tabiat varlıkları ve bunların koruma alanları ile sit alanlarının kesin bir ayrımı yapılmamış statüleri belirlenmemiştir.
21.7.1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ise bu yönde çıkarılan tüm kanunları yürürlükten kaldırmış 3. maddesiyle yeni kavramlar ortaya koymuş, sit alanları ile kültür ve tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarını tarif ederek kesin ayrımlarını yapmıştır. 5. maddesinde taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını Devlet malı saymış, 11. maddesinde bu varlıklar ile koruma alanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceklerini hükme bağlamıştır.
Değinilen Nizamname ve yasa hükümleri bir arada ve topluca değerlendirildiğinde Asarı Atika Nizamnamesinde ve 1710 sayılı Eski Eserler Kanununda zilyetlikle mülk edinilmesi yasaklanan yerlerin, 2863 sayılı yasada tanımı yapılan kültür ve tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarına tekabül ettiğinin, öngörülen kurallarda bir paralellik bulunduğunun kabulü gerekir.
Bilindiği üzere Anadolu tarih boyuncu çok çeşitli medeniyetlere sahne olmuş, doğal, arkeolojik, jeolojik güzellikler ve zenginliklerle doludur. Bu nedenle sit alanları geniş sahaları kapsamakta, bazı bölgelerde oldukça uzun zaman önce kurulan yerleşim yerlerini hatta kentleri içerisine almaktadır. Kültür ve tabiat varlıkları ve bunların koruma alanları ise genellikle daha küçük alanlarda kalmaktadır. Bu itibarla Sit alanlarında zilyetlikle mülk edinme yolunun kapanması, toplumun ihtiyaçlarına, yurdun gerçeklerine tamamen ters düşmektedir. O halde bir yandan geçmişten günümüze intikal eden bizlerin de gelecek nesillere aynen devretmesi gereken ve yerine yenisinin konması imkansız olan bu doğal ve tarihi servetin, diğer yandan da bunlara zarar vermeyecek zilyetliğin korunması zorunluluğu vardır. Nitekim bu hususları gözönünde bulunduran yasa koyucu koruma alanlarının aksine sit alanların da zilyetlikle mülk edinmeyi yasaklamamıştır. Yargıtay İçtihatları, özellikle Hukuk Genel Kurulunun 30.6.1993 tarih 1993/16-139 esas 1993/487, yine 1995/7-211 E-318 sayılı kararlarında da sit alanlarında kalan bir taşınmazın kazandırıcı zaman aşımı yoluyla veya diğer bir mülkiyet belgesi ile mülk edinilebileceği kural olarak benimsenmiş, ancak zilyetliğin sit alanının bütünlüğüne ve bünyesine zarar vermemesi gerektiğine işaret olunmuştur.
O halde sit alanının aynı zamanda kültür ve tabiat varlığı ve koruma alanı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması koruma alanı ise zilyetliğe değer verilmemesi çekişmeli taşınmaz koruma alanının dışında sit alanının içerisinde kaldığı takdirde sit'in, tarihi arkeolojik, doğal veya kentsel sit yani niteliği üzerinde durulması, belirlenen sit çeşidine dava konusu taşınmazın konumuna göre kişinin zilyetliğinin ve çekişmeli yerin özel mülkiyete geçmesinin sit açısından bir sakınca yaratıp yaratmadığının onun bütünlüğünü, doğal ve önceki görünümünü bozup bozmadığının araştırılması gerektiğinde bu yönde uzman bilirkişilerden rapor alınması, koşulların zilyet yararına gerçekleşmesi halinde MK. nun 713/1. ve 3402 sayılı yasanın 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle mülk edinmeye ilişkin öteki hususların bulunup bulunmadığının saptanması zorunludur.
Öte yandan Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince: Mahkemece yapılan keşif, dinlenen tanık beyanları, bilirkişi raporları göz önüne alınarak davanın kabulüne el atmanın önlenmesine, davalının davacı avlusuna bitişik olarak 80 cm. yükseltmek suretiyle yaptığı terasın, pergolanın ve ikinci kat duvarından terasa açılan kapının yıkımına ve bu kısımların eski hale getirilmesine karar verilmiştir.
Dosya içerisinde bulunan Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 23.3.2003 gün ve 867 sayılı kararında davalının kendi yapısında yapmış olduğu değişikliklerin çevreye uygun olmaması nedeni ile kaldırılması gerektiği yönünde karar oluşturulmuş, daha sonra düzenlenen 14.5.2004 gün ve 2993 sayılı karada ise değişikliklerin çevreye uygun olduğu belirtilerek bir önceki kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde tutulduğunda Türk Medeni Yasasının 737 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiş bulunan komşuluk hukuku ile ilgili ilkelerin yanında tabiat ve kültür varlıklarının korunması ile ilgili yasal düzenlemelerin de göz önünde tutulması ve buna aykırı davranışların da komşuluk hukukunu zedelediğinin kabulü gerekmektedir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yeniden yapılacak inceleme ile ve Koruma Kurulu kararları da göz önüne alınarak kültür varlığı olan yerde yasaya aykırı bir işlemin yapılıp yapılmadığı, kültürel çevrenin bozulup bozulmadığı, komşuluk hukukuna aykırı bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmadığından yerel mahkeme kararının HUMY. nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy