(818 S. K. m. 18, 511, 5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanları M. Önbey'in mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla dava konusu 2-3-9-97-42 nolu parsellerini muvazaalı olarak ölünceye kadar bakma akdi ile oğlu olan davalıya temlik ettiğini ileri sürerek iptal ve miras payı oranında tescil, olmazsa tenkis isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın yaptığı temliki işlemin muvazaalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 17.9.2004 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden M. Önbey vekili Avukat B. Güngör ile yine temyiz eden N. Yılmaz vs. vekili Avukat A. Karadağ geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi A. S. Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, miras bırakanın 2, 3, 9, 97 parsel sayılı taşınmazlarının 22.7.1991 tarihli akitle ölünceye kadar bakma akdi ile 42 parsel sayılı taşınmazının 13.8.1995 tarihli akitle satış yoluyla davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (BK. m.511).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlu suda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (BK. m. 514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.
(BK. m.18) Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olayda, miras bırakanın, davaya konu 4 parça taşınmazını bakım akdi ile bir parçasını ise satış yoluyla davalıya intikal ettirdiği, bunun dışında dava konusu edilmeyen bir parça taşınmazını da bakım akdi ile davalıya temlik ettiği görülmektedir. Miras bırakanın başkaca taşınmazının varlığı kanıtlanmış değildir.
Yapılan temliki işlemler yukarda açıklanan ilkelerle birlikte irdelendiğinde miras bırakanın mal varlığının tamamını davalıya intikalinin gerçek bir bakım akdine dayalı olmadığı, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 375.000.000 TL. duruşma Avukat parasının diğer temyiz edenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy