(3402 S. K. m. 12/3, 20/D, Geç. m. 4/3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı maliki bulunduğu 68-72 nolu parsellerin tapu kaydında miktar fazlalığının hazineye ait olduğuna ilişkin şerh bulunduğunu ileri sürerek şerhin silinmesi ve miktar fazlalığının adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı hazine ise birleşen dava ile taşınmazdaki miktar fazlalığının hazine adına iptal ve tescilini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı ( Karşı Davacı ) hazine vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1.10.2004 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden hazine vekili geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, şerhin silinmesi, birleşen dava ise miktar fazlasının tescili isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden 68 ve 72 parsel sayılı taşınmazların tapularının 1771 Sayılı Yasa hükümlerine göre 4.10.1939 tarihinde oluştuğu, bilahare anılan kayıtların 1945 yılında yapılan kadastro tespitlerinde revizyon gördüğü anlaşılmaktadır.
Taşınmazın tespitinin 1945 yılında yapıldığı dikkate alındığında şerhe ilişkin istek bakımından 3402 Sayılı Yasanın 12/3 ve ek 4/3 maddeleri hükmünce belirlenen 10 yıllık hak düşürücü süre ile bir yıllık ek sürenin geçtiği sabittir.
Diğer taraftan tapu tesis tarihi ile tespit tarihi göz önünde bulundurulduğunda davacı kayıt maliki yararına 3402 Sayılı Yasanın 20/D maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı da anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, şerhin silinmesi istekli davanın hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle reddine, taşınmazlardaki miktar fazlasının ifraz kabiliyetinin bulunmadığı 28.4.2003 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği göz önünde bulundurularak fazla miktarın taşınmazın yüzölçümüne oranı kurulmak suretiyle hazinenin taşınmazlarda paydaş kılınmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalı ( karşı davacı ) hazine vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, 1.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy