(4721 S. K. m. 2, 683, 693, 706) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı bulunduğu 2497 ada 15 ve 16 parsel sayılı taşınmazdaki binanın bodrum katında projeli ve ruhsatlı olarak düğün salonu işlettiğini, aynı binanın zemin katında işyeri bulunan davalının düğün salonunun acil çıkış kapısı boşluğunu kendi bağımsız bölümüne katarak çıkış kapısını kullanılamaz hale getirdiği gibi davalının bağımsız bölümünden düğün salonuna giriş sağlanarak güvenlik sorunu da yarattığını ileri sürüp elatmanın önlenmesi ve yapılan inşaatın yıkılarak eski hale getirilmesini istemiştir.
Davalı karşı davasında, dava konusu binanın kaçak ve ruhsatsız olduğunu, yüklenici tarafından kendine satılan yerin belli olduğunu, davacı-karşı davalının düğün salonu haline getirdiği bodrum kata ruhsat alabilmek için kendisine ait işyerinin balkonunu düğün salonuna katıp çıkış kapısı haline getirdiğini, işyerinin terasını işgal ederek havalandırma boşluğu yaptığını, binanın dışında işyerinin cephesini kapatacak şekilde değişiklikler yapıp mimari görünüşünü de değiştirdiğini, kendi işyerinden davacıya ait düğün salonuna geçiş için boşluk bulunmadığını bildirip asıl davanın reddi ile davacının yaptığı eklentilerin yıkılarak eski hale getirilmesini istemiştir.
Mahkemece, onanmış işyeri ruhsat projesinde bulunmasına rağmen davalının haksız müdahale ederek düğün salonunun iki kapısından birini kullanılamaz hale getirdiği gerekçesi ile asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı-karşı davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ve karşı dava paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece karşı davanın reddine, asıl davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen ) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında MK.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazlardan 15 parsel sayılı arsa üzerinde bulunan binanın inşaat ruhsatının bulunduğu, ancak henüz iskan ruhsatının olmadığı, 16 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın da ruhsatsız ( kaçak ) inşaat niteliğinde olduğu görülmektedir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, taşınmazda fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının araştırılmadığı, bilirkişilerin raporlarında sözünü ettikleri imar işlem dosyasının getirtilmediği, işyeri açma ruhsatı ile ilgili evrakların okunaksız ve yetersiz olduğu, yapılan araştırma ve incelemenin sağlıklı bir sonuca ulaşılmasına elverişli bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda ilke ve olgulara göre toplanan ve toplanacak tüm delillerin ve alınacak bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirilmesi, çekişmeli bölümlerin tarafların hangisinin kullanımına bırakıldığının açıkça tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı-karşı davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy