(818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, ortak miras bırakanları H.'in 6 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölümü mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak davalının bacanağına temlik ettiğini, onunda yine danışıklı olarak davalıya devrettiğini ileri sürerek tapunun iptali ile payları oranında tescilini istemişlerdir.
Davalı, birleştirilen dava ile miras bırakanın 6 parsel sayılı taşınmazdaki 2 ve 3 nolu bağımsız bölümleri davalılara muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek payı oranında iptal ve tescilini talep etmiş, aleyhine açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 1 nolu bağımsız bölüme ilişkin muvazaa iddiası sabit görülerek davanın kabulüne, birleştirilen dava yönünden ise temliklerin mal kaçırma amaçlı yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı-birleştirilen dosya davacısı B. Hoştürk tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ü. Akdoğan'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ve birleşen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden tarafların ortak miras bırakanı Hüseyin'in 6 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü 1979 yılında kızı ve damadına 3 nolu bağımsız bölümü oğlu C.'e 30.1.1996 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, 1 nolu bağımsız bölümün ise dava dışı M. aracılığıyla oğlu B.'e temlikinin sağlandığı 26.3.1998 tarihinde murisin sağlığında oğlu C.'in de çekişmeli taşınmazda paydaş kılındığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olay yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın çekişmeli taşınmazda tüm mirasçıları kapsar biçimde bağımsız bölümlerle bağlantılı olarak pay verilmesini sağladığı sonucuna varılmaktadır.
Öyleyse, miras bırakanın gerçek irade ve amacının mirastan mal kaçırma değil, paylaştırma olduğu gözetilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davalı-birleştirilen dosya davacısının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy