(818 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1.4.1974, 1 E., 2 K. YİBK)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanın mal kaçırmak amacıyla 3, 7 ve 54 parsel sayılı taşınmazlarını satış suretiyle davalıya devrettiğini, murisin maddi durumunun iyi olduğunu, mal satma ihtiyacının bulunmadığını ileri sürüp, muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile miras hisseleri oranında mirasçılar adına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, dava konusu taşınmazları bedelini ödeyerek satın aldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların davalıya devrinin muvazaalı olmadığı, murisin taşınmaz satışını alışkanlık haline getirdiği, davalının alım gücü olduğu, mal kaçırmak için bir neden bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma istemi tebligat gideri karşılanmadığından reddedildi. Tetkik Hakimi E. Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Çekişmeye konu taşınmazlardan 54 parselin kayden miras bırakanla ilgisinin olmadığı anlaşıldığına göre bu parselle ilgili davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür.
Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: davacıların 1 ve 2. eşten olma çocuklar, davalının ise 3. eş olduğu, dosya içeriğine ve toplanın delillere göre miras bırakanın 3. eşle birlikte yaşadığı, 1. ve 2. eşten olma çocuklarını dışladığı, davacıların babaanneleri tarafından büyütüldüğü, miras bırakanın varlıklı bir kişi olup, uzun süre belediye başkanlığı yaptığı, mal satma ihtiyacının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki ilke ve olgular ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın 3 ve 7 parsel sayılı taşınmazları mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 3. eş olan davalıya temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca anılan parseller yönünden davanın kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy