(3402 S. K. m. 13) (4721 S. K. m. 713) (766 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 13.3.1967 tarih 27 nolu tapuda müşterek malik olduğunu, davalıların tapu ile ilgisi olmamasına rağmen taşınmaza elattıklarını ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuş, daha sonra davalılardan Hüseyin ve Fethiye hakkındaki davasından feragat etmiştir.
Davalı Celal, birleşen karşı davası ile dava konusu taşınmazı haricen satın aldığını ve nizasız, fasılasız 50 yılı aşkın süredir malik sıfatıyla kullandığını, davacıların tapusunun hukuki değerini kaybettiğini belirtip iptal tescil istemiş ve asıl davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, birleşen karşı iptal tescil davasının sübut bulduğu gerekçesiyle kabulüne, elatmanın önlenmesi isteğinin reddine, davalılar Hüseyin ve Fethiye hakkındaki davanın feragat nedeniyle davalılar Hazine ve köy tüzel kişiliği aleyhindeki davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ö. Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, elatmanın önlenmesi, birleştirilen dava tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine, birleşen tapu iptal tescil davasının kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, maliki, ölen veya gaipliğine hükmedilen yahut kim olduğu anlaşılamayan tapu kaydında yazılı taşınmaz, kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinmeye elverişli bir nitelik taşır. Başka bir anlatımla sonraki malikler mülkiyet hakkını işletip tapu kaydını kendi üzerlerine intikal ettirmek suretiyle tapu sicilinin açıklık (aleniyet) ilkesinden yararlanır duruma gelmedikçe üçüncü kişilerin o taşınmaz hakkında zilyetlikle mülk edinme yolu açık kalır. Medeni Kanunun 713/2 maddesinde tapulu bir taşınmazın zilyetlikle mülk edinme koşulları açıklanmış ...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş olan kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının (davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süre ile ve malik sıfatıyla) zilyedi de... mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir hükmünü getirmiştir.
Aynı kural yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı tapulama kanununun 32/d ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı kadastro yasasının 13/B-C maddesinde tekrarlanmıştır.
Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazın 1288 tarihinde yoklama kaydıyla tesis edildiği, 1340 tarihinde 1/4 payının Mehmet kızı Ayşe'ye intikal ettiği, diğer ¾ payının da 1307 tarihinde tedavül gördüğü, 1340 tarihli 1/4 pay maliki Ayşe'nin bu tarihlerde öldüğü, Ayşe payının bir bölümünün 1955 tarihinde 21 nolu tapuya; kalan payının ise 1967 tarihli çekişme konusu 27 nolu tapuya intikal gördüğü, iptal davacısının 1939 doğumlu olduğu anlaşılmaktadır. Dava tarihinden geriye doğru 40 yıl hesap edildiğinde davacının taşınmazda 1960 yılından itibaren zilyet olduğu sonucuna varılmaktadır. Ancak, çekişme konusu taşınmazın 1955 ve 1967 tarihlerinde yeniden intikal gördüğü, böylece intikal tarihlerinden itibaren iptal davacısının var sayılan zilyetliğinin başlangıç tarihine kadar 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, son kayıt maliklerinin de halen hayatta olduğu sabittir. Bu nedenle çekişmeli taşınmaz tapusunun hukuksal değerini yitirdiğini söyleyebilme olanağı bulunmadığı açıktır.
Öte yandan, çekişme konusu taşınmazın dayanılan tapu kapsamında kaldığı tarafların ve mahkemenin kabulündedir.
Hal böyle olunca, elatmanın önlenmesi davasının kabulüne, birleştirilen iptal tescil davasının ise reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy