(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, davalı ile birlikte miras bırakanları Mehmet Balta'nın mirasçısı olduklarını, mirasçılar arasında yapılan harici taksim anlaşmasına göre, tapuda miras bırakanları adına kayıtlı 928 parsel sayılı taşınmazdaki çay bahçesinin kendilerine, binanın ise mirasçıların müşterek kullanımına bırakıldığını, ancak taşınmazın tamamının davalı kullanımında olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, çekişmeli taşınmazdaki çay bahçesinin davacılara binanın ise kendisine ait olduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazdaki çay bahçesine elatmanın önlenmesine dair karar verilmesine yer olmadığına, binaya elatmanın önlenmesine, ecrimisilin tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A.Sevil Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 928 parsel sayılı taşınmazın ortak miras bırakandan intikal ettiği, dava dışı kişilerle birlikte tarafların taşınmazda irs'en malik oldukları anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan harici taksim sonucu kendisine düşen bölümle birlikte taşınmazın tamamını davalının kullandığını ileri sürmek suretiyle eldeki davayı açmıştır.
Öyleyse; taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 688 ve devamı maddelerinde ön görülen paylı mülkiyet hükümleri gereğince çözümlenmesi gerekeceği açıktır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213, Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçik kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Kanunun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olduğu söylenemeyeceği gibi, taraflar ve dava dışı kişiler arasında paylı mülkiyete tabi çekişme konusu parsel kapsamındaki bazı bölümler için müstakil mülkiyet oluşturacak biçimde ve Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyet hükümleriyle bağdaşmayacak şekilde hüküm oluşturulması da doğru değildir. Öte yandan, dava dilekçesinde gösterilen ve itiraza uğramayan dava değeri üzerinden avukatlık ücreti tayin edilmesi gerekirken keşfen belirlenen ve dava sırasında harcı ikmal edilmeyen değer üzerinden davacı yararına fazla avukatlık ücretine hükmedilmesi ve ayrıca, belirlenen ecrimisilin davacının payı oranında karar altına alınması gerekirken tümünün davacıya mal edilmesini gerektirecek şekilde hüküm kapsamına alınması isabetsizdir.
Sonuç: Hal böyle olunca, iddia ve savunma doğrultusunda tarafların gösterdikleri delillerin yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirilmesi, bunun için gerekli araştırma, inceleme ve soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 16.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy