MAHKEMESİ : Didim Asliye Hukuk Mahkemesi,
TARİHİ : 29/09/2004
NUMARASI : 2003/516
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, eski 14471 parselde 63.485 m2 arazinin kendisine tahsis edildiğini, tahsis dağıtım cetvellerinde ve takyitlerde arazinin 63.485 m2 olmasına rağmen tapu kaydında 39.643 m2 yazıldığını eksik olan 23.842 m2’lik kısmın hazineye ait tapusunun iptaliyle adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 2510 sayılı İskan Kanunun 23/1 md.si uyarınca tasdikli defter ve kroki miktarlarına itibar edileceği gerekçesiyle davanın kabulüyle 26 parselin 23.796.85 m2’lik kısmının tapusunun iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden;çekişme konusu 23 parsel sayılı taşınmazın genel kadastroda 1988 tarihinde, 26.9.1986 tarihli tapu kaydı uygulanmak suretiyle 39.643 m2 olarak davacı adına tespit edilerek aynı miktar üzerinden çap kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Davacı, taşınmazın 26.9.1986 tarihinde 2510 sayılı İskan Yasası uyarınca kendisine 150 belirtmelik parselinden 63.485 m2 üzerinden verildiğini ve bu miktara göre adına sicil kaydı oluşturulduğunu iddia ederek aradaki 23.796.85 m2 lik farkın kadastroda 26 parsel olarak Hazine adına yazılan parsel içersinde kaldığını belirtmek suretiyle iptal ve tescil isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Gerçektende, 26.9.1986 tarihinde 150 belirtmelik parsel numarası ile davacıya 63.485 m2 üzerinden taşınmazın temlik edildiği ve haritasının bulunduğu dosyadaki belgelerle sabittir.Öyle ise,temlik sonucu oluşan davacının dayanağını teşkil eden tapu kaydının haritasının uygulanması suretiyle kapsamının tayin edilerek çekişmenin giderilmesi gereceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur.Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi,gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip,doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması,doğru esasa dayanmıyorsa,ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi,ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi,böylece yanların dayandığı,usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan,dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması,komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir.Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Somut olaya gelince,gerek 150 belirtmelik parseline ait haritada ve gerekse kadastro sonucu oluşan çap kaydının dayanağı haritada rapor ve köşe noktaları ve kroki dikkate alındığında belirtmelik krokisinin uygulamaya elverişli ve dayanak tapu kaydının haritasının kapsamıyla geçerli olduğu, bu yönüyle bağlayıcı olduğu anlaşılmaktadır.Bu durumda,mahkemece somut olayda uygulama yeri bulmayan 3667 Sayılı Yasa ile değişik 2510 sayılı Yasanın 23. maddesi hükmü gözetilerek davacının zilyet ettiği yerle ilgili olarak davanın kabul edilmiş olması doğru değildir.
Hal böyle olunca, davacının dayanağı tapu kaydının haritası kapsamında kalmayan bölümle ilgili olarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere davanın kabul edilmiş olması doğru değildir. Davalı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy