MAHKEMESİ : Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/02/2005
NUMARASI : 2003/595
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar,paydaşı bulundukları 786 sayılı parsele bir kısmı paydaş bir kısmı 3. kişi konumundaki davalıların haksız biçimde müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesi,yıkım ve ecrimisil istemişlerdir.
Bir kısım davalılar davanın reddini savunmuş,diğerleri davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece,davalılardan Ömer Duru'nun keşfen saptanan haksız elatmasının önlenmesine,yıkım isteğinin reddine;diğer davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar,davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
- KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi,yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Dosyaya getirtilen çap kaydından,çekişme konusu 786 parsel sayılı taşınmazda davacılar ile davalılardan Musa ve İsmail'in paydaş olup dava dışı başka paydaşların da bulunduğu,diğer davalıların ise kayıtla bir ilgilerinin olmadığı görülmektedir.
Yerinde gerçekleştirilen keşif sonucunda davalı Ömer Duru dışındaki davalıların taşınmazın bir kısım bölümlerini kullandıkları,davalı Ömer'e ait binanın da taşınmaza taşkın şekilde inşa edildiği tespit edilmiş ve bu olgular bilirkişi krokisine yansıtılmıştır.
Mahkemece, paydaş davalılar bakımından tarafların taşınmazda tasarruf ettikleri yerler olduğu,davalı Abdullah Arslan mirasçıları bakımından da dava dışı paydaş Ahmet Arslan'a izafeten yer kullandıkları gerekçeleriyle dava reddedilmiş,davalı Ömer Duru hakkında da taşkın yapısı nedeniyle taşınmaza elatmasının önlenmesine,aşırı zarar doğacağından ve tüm paydaşlarca dava açılması gerektiğinden bahisle yıkım isteğinin reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekirki,paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda,yukarıda değinilen ilkeleri kapsar bir soruşturma yapıldığını,taşınmazda tüm paydaşların katılımıyla meydana gelmiş bir rızai taksim yada fiili kullanım biçiminin bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Öte yandan,taşınmazda dava dışı paydaşa izafeten yer kullandıkları belirtilerek haklarındaki dava reddedilen davalılar bakımından mahkemece benimsenen bu kullanım şeklinin hukuken kabul edilebilir ve korunmaya değer olduğundan söz edilemez.
Diğer taraftan,taşkın yapısı nedeniyle taşınmaza elattığı belirlenen davalı Ömer yönünden de Türk Medeni Kanununun 693/son maddesi hükmü gereğince paydaşlardan herbirinin bölünmeyen ortak menfaatlerin korunması için diğer paydaşları temsilen dava açabileceği tartışmasızdır.Ayrıca, Türk Medeni Kanununun 722 ve 723. maddelerinin aksine 725. maddesinde taşkın yapı nedeniyle aşırı zarardan sözedilemediği gibi,aşırı zarara yol açıp açmayacağına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılabileceği yargısal uygulama ile de kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca,öncelikle dava konusu taşınmazda tüm paydaşları kapsayan rızai taksim yada fiili bir kullanım biçimi oluşup oluşmadığının kesin olarak saptanması,açıklanan ilke ve olguların bu saptamaya göre değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,eksik soruşturma ile yetinilip yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.Davacıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U:M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,29.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy