MAHKEMESİ : Gaziantep 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/06/2005
NUMARASI : 2002/375-274
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, çekişmeli 590 parsel sayılı taşınmazdaki payının,aynı taşınmazda paydaş bulunan davalı Mustafa Türk tarafından sahte vekaletname kullanılmak suretiyle davalı Abdullah'a ondan da diğer davalı Şerafettin'e satılarak devredildiğini ileri sürmüş,tapu iptali-tescil istemiştir.
Davalılar,davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece,davacı payının satışında sahte vekaletname kullandığının bilirkişi raporuyla saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, bir kısım davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, sahtecilik iddiasına dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden;davaya konu 590 parsel sayılı taşınmazın 12/54 payının davacı,42/54 payının ise davalı Mustafa adlarına kayıtlı iken davalı Mustafa'nın payının bizzat anılan davalı tarafından,davacının payının ise 21.2.1995 tarih,3886 yevmiye sayılı vekaletnameyle vekil kılınan Nimet Tuncer tarafından 8.1.1997 tarihli akitte satış yoluyla dava dışı Mehmet Topçu'ya devredildiği,adı geçenin bu taşınmazı vekalet verdiği davalı Mustafa aracılığıyla 23.7.1997 de davalı Abdullah'a sattığı,ondan da 8.8.2000 tarihinde kardeşi olan davalı Şerafettin'in satın aldığı; davacının çekişme konusu 12/54 payının satışına ilişkin 8.1.1997 tarihli akitte kullanılan vekaletnamenin sahteliğinin Adli Tıp Grafoloji Uzmanı raporuyla saptandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, vekaletnamenin sahteliği gerekçe gösterilmek suretiyle dava kabul edilmişse de 3. kişi konumundaki davalılar bakımından iyiniyet soruşturması yapılmış değildir.
Bilindiği üzere;hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş tir.Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır.İşte bu nedenle Devlet,nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma,toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda; 3. kişi konumundaki davalıların iyiniyetli bulunduklarının sübutu halinde edinimlerinin geçerli olacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde soruşturmanın tamamlanarak anılan davalıların iyiniyetli bulunup bulunmadıklarının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilip yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.Davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy