(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 376, 381, 389) (4721 S. K. m. 995)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı (karşı davalı), 2287 parsel sayılı taşınmazı 5.4.1999 tarihinde davalıdan haricen satın ve teslim aldığını, ancak davalının tapuda adına temlik işlemini gerçekleştirmediğini ileri sürüp; tapu iptali ve tescil, olmazsa satış bedeli olarak verdiği 7.000.000.000 TL.nın 5.4.1999 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalı (karşı davacı), kayden maliki olduğu 2287 parsel sayılı taşınmazına davalıların ekip biçmek suretiyle müdahalede bulunduklarını belirterek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiştir.
Karşı davanın diğer davalısı Fevzi, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava; harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa alacak; birleşen dava ise, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın alacak isteği yönünden kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Mahkemece, kısa kararda ... davacı G. E.'in açmış olduğu ecrimisil davasının yasal unsurları oluşmadığından reddine,... gerekçeli kararda ise ... davacı G. E.'in açmış olduğu men-i müdahale ve ecrimisil davasında yasal unsurlar oluşmadığından açılan davanın reddine... denmek suretiyle kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmıştır.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy