(6831 S. K. m. 2/B)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı hazine, davaya konu 19 parsel sayılı taşınmazın öncesinin orman tahdidi içerisinde iken 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi ile orman dışına çıkarıldığını ileri sürerek iptali ile hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı, taşınmazın 1744 Sayılı Yasa ile orman tahdidi dışına çıkarıldığını, bu nedenle tapu maliklerine geri döneceğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin önceki hükmü Dairece 1744 Sayılı Yasaya göre yapılan çıkarma işlemlerinde taşınmazın dayanağı eski tapu kayıtlarına değer verilerek kişilere yazılacağı, buna göre dayanak kayıtların taşınmaza uygulanarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda dayanak tapu kaydının taşınmaza uymadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar,davalı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla,duruşma günü olarak saptanan 25.2.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat F. Ertürk ile temyiz edilen Hazine vekili Avukat F. Tanlık geldiler,duruşmaya başlandı,süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi,duruşmanın bittiği bildirildi,iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi M. Ataker'in raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 19 sayılı imar parselinin geldisi olan ana taşınmazın 1961 yılında yapılan kadastro tesbitinde Mart 337 ve Nisan 1959 tarihli tapu kayıtlarına dayalı olarak 35 parsel numarasıyla kişiler adına tesbit edildiği, tesbitin 12.6.1962 de kesinleştiği, ayrıca 1939 yılındaki orman tahdidi içerisinde iken 1979 yılında 1744 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uygulaması sonucu tahdit dışarısına çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere,1744 Sayılı Yasa ile orman sınırı dışına çıkarma işlemlerinde taşınmazın önceki tapu maliklerine geri döneceği anılan yasa gereği olup bu husus yerel mahkemece kurulan ilk hükmün bozulmasına ilişkin Daire kararında da belirtilmiş ancak tapu uygulamasının yetersiz kaldığı vurgulanmıştır.
Ne var ki, bozma kararına uyulmasına karşın gereklerinin tümüyle yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Nitekim dayanak tapu kayıtlarının tedavülleri ilk tesisinden itibaren temin edilmediği gibi keşifte soyut uygulama ile yetinildiği, uzman bilirkişinin düzenlediği krokinin de keşfi izlemeye imkan vermediği görülmektedir.
Hal böyle olunca, taşınmazın dayanak kayıtlarının ilk tesisinden itibaren getirtilerek yöreyi iyi bilen yerel bilirkişiler ve gerektiğinde tanıklar aracılığı ile mahalline uygulanması, sınırları hakkında ayrıntılı bilgi alınması, varsa komşu parsellerin dayanak kayıtları ile bu sınırların denetlenmesi, gayri sabit sınırlı bulunması halinde revizyon gördüğü diğer parseller de gözetilmek suretiyle tapuya miktarıyla kapsam tayin edilmesi, çekişmeli taşınmazın bu kapsam içerisinde kalıp kalmadığının saptanması, uzman bilirkişilere keşfi izlemeye ve denetlemeye yarayan ayrıntılı rapor ve kroki düzenlettirilmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukat Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275,00 YTL duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy