(818 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları İsmet'ten intikal eden 26 ve 7 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını (yeni 30 parsel) davalı Erol'un Meryem ve Figen'in hukuki ehliyetleri olmadığını, Sadıkın da sağır ve dilsiz olduğunu bilerek tapuda adına devrini sağlayıp hiç bedel ödemeksizin edindiğini, dava açılması üzerine de diğer davalıya danışıklı temlik ettiğini ileri sürerek satış işlemlerinin iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı Erol, davacıların rızaları ile taşınmazı temlik ettiklerini bildirmiş, diğer davalı iyiniyetli malik olduğunu bildirmiş, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların iddiası paydaşlardan Figen ve Meryem'in işlem tarihinde hukuki ehliyetleri bulunmadığı gerekçesiyle bunlar yönünden davanın kabulüne, diğer davacılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ülkü A.'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğinden, toplanan delillerden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada hile hukuksal nedenine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Davacılardan Figen ve Meryem'in taşınmazın temlik tarihinde hukuki ehliyetlerinin bulunmadığı anlaşıldığından bu davacılar yönünden davanın kabul edilmiş olması doğrudur.
Diğer, davacıların temyizine gelince, davacıların kayden paydaş oldukları 7 ve 26 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 7.11.2001 tarihinde davalı Erol'a satış suretiyle temlik ettikleri aynı tarihli kat karşılığı satış vaadi sözleşmesi ile yüklenici sıfatı ile Erol'un 7 parsel sayılı taşınmazda inşa edilecek 4 katlı binanın 4. katının mülk sahibine verileceğinin belirlenerek mal sahibi sıfatıyla da davacılardan Fatma Ö.'ın sözleşmede taraf olduğu buna dayanarak tüm paydaşların paylarını temlik ettikleri tevhitle 30 parsel olan çekişmeli taşınmazın yargılama sırasında dahili davalı Cengiz Ç.'e devredildiği, sözleşmede öngörülen 4. katında davacılara verilmediği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Hal böyle olunca, belirlenen olguların yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirilmesi, toplanacak deliller ile hile olgusunun açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile Figen ve Meryem Ö. haricindeki davacılar yönünden davanın reddedilmesi isabetsizdir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy