(1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389) (2709 S. K. m. 149)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Karar: Davacı, kayden maliki olduğu 5057 parsel s. taşınmazda dava dışı yüklenici ile kat karşılığı inşaat ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yaptıklarını ve bir kısım payı yükleniciye devrettiğini, anılan sözleşmenin Edremit Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/601-2001/775 s. kesinleşmiş kararıyla feshedildiğini ve davalının yükleniciden satın aldığı bağımsız bölüm tapusunun dayanaksız duruma geldiğini ileri sürerek, iptal ve tescil istemiştir.
Davalı, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunduğunu davanın reddi gerektiğini savunmuş, karşılık davasında da; kaba inşaat halindeyken satın aldığı taşınmazı oturulacak duruma getirmek için 19 milyar TL. harcama yaptığını belirterek davacıdan sebepsiz zenginleşme sebebiyle bu paranın tazmini isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, edimini yerine getirmeyen yüklenicinin taşınmazda hak sahibi olamayacağı bu sebeple davalıya temlikin geçersiz olduğu gerekçesiyle iptal ve tescil davasının kabulüne, karşılık tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı-karşı davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptal ve tescil, karşı dava tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Tarafların bütün delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı kanunun 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen şekilde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu kanunun 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu sebeplerle yalnızca hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine kanuni olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ait Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Sonuç: Değinilen ilke ve kanun hükümleri gözardı edilerek kısa kararda sadece davanın kabulüne denildiği durumda gerekçeli kararda davanın kabulüne, karşılık davanın reddine denilmek suretiyle, kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 s. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy