(4721 S. K. m. 688) (1086 S. K. m. 38)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 459 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürüp; tapu iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalılar ve dahili davalı; davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, uzman bilirkişilerden alınan rapor doğrultusunda 459 parsel sayılı taşınmazın 274.16 m2 alanının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı anlaşıldığından bu kısmın malikler adına olan tapusunun iptali ile tespit dışı bırakılmasına karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar:Dava; 3621 Sayılı Kıyı Kanunundan kaynaklanan tapu iptali isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, özellikle çap kaydı ile mirasçılık belgelerinden; çekişmeli taşınmazda davalıların paylı mülkiyet üzere malik oldukları, davalılardan Nevruz un 11.9.1974 tarihinde davalı Merih 'in ise 31.5.1993 tarihinde ve dava tarihinden önce öldükleri, mirasçılarına yönelik de ayrı dava açılmadığı anlaşılmaktadır.
4.5.1978 Tarih ve 4/5 Sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca ölü kişi hakkında açılan davanın dinlenme olanağı bulunmadığı gibi, bu kişinin mirasçılarının sonradan davaya katılması suretiyle de taraf teşkiline olanak yoktur.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun paylı mülkiyet hükümlerini düzenleyen 688 maddesi ve takip eden hükümleri gereğince paylı mülkiyet birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan şeyin tamamına belli paylarla malik
olmaları şeklinde tarif edilmiştir. Bu tanımlama ve düzenlemelere göre paydaşlardan her biri kendi payı üzerinde dilediği şekilde temliki tasarrufta bulunabileceği gibi, bu pay veya paylar yönünden paydaş aleyhine malik olduğu payın iptali konusunda dava açılmasına da yasal engel yoktur.
Ancak davacı Hazine, 3621 Sayılı Yasa hükümleri gereğince çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını iddia etmiş ve taşınmaz kaydının sicilden terkinini istemiştir. Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda tüm deliller toplanarak 28.11.1997 tarih ve 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde uygulamalı olarak gerekli araştırma ve incelemenin yapılması sonucu; taşınmazın tamamının veya bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının veya taşınmazın niteliği itibarı ile özel mülkiyete konu olamayacak ve sicile geçmesi gerekmeyen, kamu malı vasfında olduğunun anlaşılması halinde yolsuz tescil niteliği ile sicil kaydının iptal edilerek kütükten terkin edileceği kuşkusuzdur.
Bu durumda, dava tarihinden önce ölü olan paydaşların mirasçılarına ait paylar yönünden sicil ayakta kalırken, diğer paylar yönünden dava kabul edilerek sicilin terkini ile tapu sicillerinin niteliğine ve amacına uygun düşmeyecek ve kamu malının hukuksal içeriğinden uzak bir durumun ortaya çıkacağı muhakkaktır.
Öyleyse, mahallinde keşfen yapılacak uygulama sonucu, gerçektende çekişmeli taşınmazın bir bölümünün veya tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve kamu malı niteliğinde olduğunun saptanması halinde, ölü paydaşların mirasçıları yönünden de dava açılması, tüm paydaşlar bakımından hüküm kurulması zorunlu hale gelecektir.
Sonuç: Hal böyle olunca, dava tarihinde ölü oldukları anlaşılan paydaşların mirasçıları bakımından dava açılmasının sağlanması açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi ondan sonra tespit edilecek bulgu ve olgular değerlendirilmek suretiyle neticesine göre bir hüküm kurulması gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere davanın reddine hükmedilmesi doğru değildir. Davacı Hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.6.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy