(2762 S. K. m. 27, 29, 30) (4721 S. K. m. 448, 501)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden Hazineye ait bulunan 192 ada 331 parsel sayılı taşınmazın Ş.Vakfından icreteynli olduğunu, mutasarrıfı topal H'nun tasarrufunda iken, firari ve mutegayyip eşhastan bulunması nedeniyle yasaya aykırı biçimde Hazine adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişmeli taşınmazın 1933 tarihli tapu kaydına dayanılarak 1994 yılında kadastroca Hazine adına tescil edildiğini, kayıtlardaki Ş.Vakfından ibaresinin hukuki anlamda bir şerh olarak kabul edilemeyeceğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın aslının vakıf olduğunun ispatlanamadığı, tapu kayıtlarında vasfı bölümündeki ibarenin vakıf şerhi niteliğinde bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Davacı Vakıflar İdaresi, dava konusu 192 ada 331 parsel sayılı taşınmazın Ş.Vakfından İcareli olduğunu, mutasarrıfı Topal H'nun tasarrufunda iken firari ve mütegayyip kişilerden bulunduğu gerekçesiyle Hazine adına tescil edildiğini ileri sürerek iptal ile vakfı adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden çekişmeli taşınmazın 7.1.1933 tarih ve 12 sıra numarasıyla hazine adına tapu kaydına bağlandığı; söz konusu kayıtta "...Topal H. metrukesinden ve Ş. Vakfından" olduğunun belirtildiği; anılan kaydın kadastroca 29.7.1994 tarihinde 192 ada, 331 parsel sayısıyla revizyona tabi tutulduğu, kadastro tutanağına aynı hususların işlendiği, Vakıflar Genel Müdürlüğü karşılık yazılarından Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden gelen mikrofilm defter No 571 Sayfa 143 numarada taşınmazın Ş.Vakfına ait olduğunu bildirdiği, vakfa ait şahsiyet kaydı bulunduğu, vakfın mazbut nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.Belirlenen bu olgular değerlendirildiğinde, çekişmeli taşınmazın aslının vakıf olduğu sonucuna varılmaktadır.Bu tür taşınmazların Hazineye geçmesi özel koşullara bağlıdır.
Bilindiği üzere; Vakıf Hukukumuzda, İçareteynli ve mukataalı vakıfların kuru mülkiyeti (rekabesi) vakfa, kullanma (tasarruf) hakkı ise mutasarrıfa ait bulunmakta, mutasarrıfın bu hakkı ölmesi üzerine mirasçılarına intikal etmekteydi. Mutasarrıfın mirasçısının bulunmaması halinde ise vakıf mal mahlulen vakfına dönmekteydi. Ne var ki Medeni Kanunun kabulünden sonra aynı taşınmaz üzerinde kuru mülkiyet (rekabe) hakkı ile mirasçılara kalan, nesilden nesile geçen tasarruf hakkı gibi iki hakkın varlığı getirilen yeni mülkiyet kuralları ile bağdaşır görülmemiş, vaki vakıf hukukumuzu yeniden düzenleme, Medeni Kanunun kabul ettiği mülkiyet rejimine uyarlama zorunluluğu doğmuştur. Bu amaçla 2762 sayılı Vakıflar Yasası 5.6.l935 tarihinde kabul edilmiş, 13.6.1935 tarihinde yayınlanmış, 6 ay sonra 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanun ile vakıf taşınmazların icareteyn ve mukataya bağlanması yasaklanmış. daha önce kurulmuş bu tür vakıfların tasfiyesi yoluna gidilmiştir. Söz konusu yasanın özellikle 27,29 ve 30 maddelerinde özetle (.. mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetinin yirmi misli bir taviz karşılığında mutasarrıfına geçirileceği on yıl içerisinde taviz vermek yoluyla icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olanların mülkiyetinin ise on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği ve vakfın hakkının ivaza dönüşeceği ) hükme bağlanmıştır.
Görülen lüzum üzerine 13.6.1945 tarih 4755 sayılı yasa ile bu süre 13.12.1955 tarihine kadar on yıl daha uzatılmıştır. Anılan bu vakıf yasalarının hükümlerine göre taviz bedeli ödendikten veya taviz bedeli ödenmese dahi öngörülen yirmi yıllık süre geçtikten sonra vakıf taşınmazların tam mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş, diğer bir söyleyişle vakıf taşınmaz özel mülk, mutasarrıf malik olmuştur.
Mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları M.K'nun 448 maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazineye kalmıştır. Ancak, yasa koyucu öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına)dönmesini daha uygun görmüş,bazı ayrıcalıklar dışında,Hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarih 2888 sayılı yasanın 2. maddesiyle 2762 sayılı yasanın 29. maddesini değiştirip ayrıca ikinci bir fıkra ekleyerek Medeni Kanunun 501.maddesinin Hazinenin mirasçı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış " mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlanmış bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceği " kuralını getirmiştir. Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı yasanın yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, daha önce Hazine üzerine oluşan tapu kayıtlarının iptal edilememesi içinde; taşınmazın önce mutasarrıfına geçip özel mülk haline gelmesi, mal sahibinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve 2888 sayılı yasanın yürürlüğünden önce tapuda Hazine üzerine yazılması gibi üç koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir. Vakıflar Yasasının tasfiye hükümlerinin işlemesinden önce vakıf malın kuru mülkiyetinin mutasarrıfa geçtiğinden, mutasarrıfın tam malik sıfatını kazandığından söz edilemez. Anılan yasanın 29. maddesinde açıklanan koşullar gerçekleşmeden, mirasçı bırakmaksızın ölen kişi malik olamayacağı gibi tasarruf hakkı dahi sona ereceğinden taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçtiği ileri sürülemez. Aynı şekilde mutasarrıfı kaçak ve yitik kişi durumuna düşen taşınmazların mülkiyetinin de metruken vakfına dönmesi asıl olup hiçbir surette Hazineye geçmesine yasal olanak yoktur.
Hal böyle olunca, mutasarrıf Topal H'nun firari yada yitik olup olmadığının, taşınmazın belirtilen ilkeler uyarınca mutasarrıfına geçip geçmediğinin ve son mirasçı sıfatıyla Hazineye kalıp kalmadığının araştırılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, taşınmazın vakıfla bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi doğru değildir.Davacı idarenin temyiz itirazı yerindedir.Kabulüyle hükmün, açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.7.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy