(818 S. K. m. 28/1, 30)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Mehmet'in yaşlı ve bakıma muhtaç olduğunu, yardımcısı davalı ile eşinin hile ve ikrah sonucunda çekişmeli 112 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tescilini sağladıklarını, durumu miras bırakanın ölümünden sonra öğrendiklerini ileri sürerek tapu iptali tescil istemişlerdir.
Davalı, komşu olarak miras bırakana yardım ettiğini, davaya konu taşınmazı da bedelini ödeyerek satın aldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın muris muvazaasından kaynaklandığı ve temlikte mal kaçırma amacının bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.9.2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat ile temyiz edilen vekili avukat geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüp biçiminden davada hile ve ikrah hukuksal nedenlerine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı dilekçesinde, ileri yaşta bulunan miras bırakanı üzerinde davalının baskı kurarak ve onun yaşı nedeniyle kandırılmaya müsait olduğunu gözeterek çekişme konusu 112 parsel sayılı taşınmazı kendine mal ettiğini ileri sürmüş ve buna ilişkin vakıalar bildirmiştir.Ne var ki mahkemece, ileri sürülen vakıalar üzerinde yeterince durulmamış, belirtilen hukuki sebeplere dayalı olarak bir hüküm kurulmamış, davada söz edilmeyen muvazaa hukuksal nedeninden bahisle karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya,özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak,veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur.B.K'nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili ( makable Şamil ) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan,hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir.Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Öte yandan; bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. Borçlar Kanunun 30.maddelerinde belirtildiği üzere ikrahtan söz edilebilmesi için tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, ikraha maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız ( hukuka aykırı ) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur.Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili ( makable şamil ) olarak ortadan kaldırılabilir.Hemen belirtmek gerekir ki iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir.Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim ayni bir istihkak davası ( tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası ), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde delillerin toplanması, soruşturmanın tamamlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400,00 YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına ve peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 20.9.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy