(818 S. K. m. 511, 517)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, çekişme konusu 321 ada 78 parsel sayılı taşınmazını davalıya ölünceye kadar bakma akti ile temlik ettiğini, davalının bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacıya karşı bakım borcunu yerine getirdiğini, hizmette kusur etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının, gelini olan davalı ile 6.5.2000 tarihinde yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile çekişme konusu 78 parsel sayılı taşınmazını davalıya temlik ettiği görülmektedir. Davacı, akde rağmen davalının, bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme Borçlar Kanununun 511. maddesinde, "kaydı hayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit" olarak tarif edilmiştir.
Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerin de belirtildiği gibi ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile, bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp, ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer. Hemen belirtmek gerekir ki, bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametini temin etme yanında, besleme giydirme hastalığında hekime götürüp, gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları Borçlar Kanununun 5l7. maddesinde açıklanmış sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan her birinin tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir.
Öte yandan, Borçlar Kanununun 517/son maddesi hükmüne göre; Hakim mukaveleyi feshedecek yerde, iki taraftan birinin talebi ile yahut re'sen artık birlikte yaşamalarına nihayet verip buna mukabil alacaklıya kaydı hayat ile bir irat tahsis edebilir."
Uyuşmazlığın değinilen hüküm (BK.nun 517/son maddesi) uyarınca çözüme bağlanması; bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanlarının ortadan kalktığı yada büyük ölçüde sınırlandığı haller için düşünülmelidir. Bunun yanı sıra, takdir edilecek irat, yanların özel ve ekonomik durumlarına uygun ve adil olmalıdır.
Davacının oğlunun ölüm tarihine kadar akit gereklerinin davalı gelini tarafından yerine getirildiği, oğlunun ölüm tarihi olan 25.8.2004 tarihinden sonra davacının, kız kardeşinin yanına yerleştiği, 7.9.2004 tarihinde eldeki davayı açtığı, davalının bakım borcunu yerine getirmesinin olanaksız hale geldiği, ancak bu durumun ortaya çıkmasında davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu olgular mahkemenin de kabulündedir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılarak davacı lehine uygun bir irat bağlanmasına hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 7.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy